Ali Smith: ‘Autumn’ ile ilk kitapta aşk

Ali Smith: ‘Autumn’ ile ilk kitapta aşk

Bir “ilk kitapta aşk” vakasıyla karşınızdayım sevgili okurlar… Söz konusu yazar, İskoçya doğumlu, bugün İngiltere’de yaşayan Ali Smith. Gerçekten de “şimdiye kadar nasıl okumamışım!” diye kendime kızmama neden olan yazarlardan biri oldu Ali Smith. Sevdiğim çok kitap var, evet, ama kelimeleri bu kadar güzel kullanan yazarları listele deseniz o liste çok kısa olur işte. Ali Smith ise listenin en tepesine oynuyor; Autumn’u (Sonbahar) okurken neredeyse tüm cümlelerin altını çizdim; neredeyse hepsinin!

EU referandumu sonrasında başlayan hikâyesi ile Autumn, ilk Brexit sonrası romanlardan biri olarak anılıyor. Evet, kalbinde Brexit var. Yakından izlediğimiz ancak bize pek de yakın olmayan bir konu. Politikadan beslenen romanlar çoğunlukla içimi bayıyor olsa da (çünkü hep politika kısmı ağırlıkta, hisler, duygular eksik oluyor) iyi ki daha baştan “mehhhhhh” diyerek okumamazlık etmemişim. Brexit dışında, ki gerçekten burası ilgimi en az çeken kısmıydı zaten, insan ilişkileri kısmı öyle bir dokunuyor ki kalbe ve beyne, anlatamam…

Ali Smith, aşık olduğum kadınlar listesine girdi bile

Ali Smith, Winter ile devamı şimdiden gelen roman serisinde zamanı ve bizim zamanı nasıl algıladığımızı sorguluyor. Bunu açık bir şekilde görüyorsunuz Autumn’da da. Autumn, Daniel Gluck isimli ihtiyarın tekrar genç olduğunu hayal etmesiyle başlıyor; hatta gençliğine mi döndü, yoksa öldü mü, onu anlamaya çalışıyor Daniel. Bir yandan da Daniel’ın küçüklüğünden beri arkadaşlık ettiği, Elisabeth isimli kızımız var; adamcağız hasta yatağındayken onun başında bekliyor, beklerken de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya isimli romanını okuyor (göndermelere şapka çıkaralım devam etmeden önce!)

Daniel, onunla ilk tanıştığımızda 101 yaşında. Biraz da ondan ölümle yaşam arasında gidip gelişi. Sonrasında, benim en zevk aldığım kısımlar geliyor: Daniel ve Elisabeth’in nasıl tanıştığı. Daniel, Elisabeth ve annesinin komşusu; daha Elisabeth küçük bir kızken. Sanat meraklısı olan Daniel ve Elisabeth’in kızın küçüklüğündeki muhabbetleri o kadar tatlı ki! Mesela, adam ona meşhur yağlı tabloların hikâyelerini anlatıyor. Birlikte hikâye yazıyorlar parkta yürüyüş yaparken; ne zaman Elisabeth gerçekleri taklit edecek bir kurgu oluşturmaya çalışsa Daniel itiraz ediyor ve diyor ki, “bu senin hikâyen, ne istersen o gerçek olabilir.” Minnoşluğa bakar mısınız!

Tüm bunların arkasında da Brexit ve Brexit ile değişimin eşiğinde olan bir ülke var. Ali Smith, başarılı bir şekilde karakterlerinin umutları, korkuları, beklentileri, ölüm korkusu ile bir ülkenin içinde bulunduğu durum arasında hassas paralellikler kuruyor. Daniel ve Elisabeth’in ilişkisine olan hayranlık (ve itiraf edeyim, ilişkilerini çok kıskandım aynı zamanda; kızın benimle yaşıt olmasının da etkisi olabilir) dışında bana kalan şu soru oldu: zaman, bizi iyileştiriyor mu, kötüleştiriyor mu, yaraları sarıyor mu yoksa her şeyi daha beter mi yapıyor? Cevabını bulan, bilen varsa beri gelsin.

ali smith

Tanıtım Yazısı:

Daniel is a century old. Elisabeth, born in 1984, has her eye on the future. The United Kingdom is in pieces, divided by a historic once-in-a-generation summer.

Love is won, love is lost. Hope is hand in hand with hopelessness. The seasons roll round, as ever . . .

Not 1: Yakın zamanda Kitaplık Kedisi’ni Londra’da ziyaret ettiğimde Ali Smith’in bulabildiğim kitaplarını topladım bütçem yettiğince. Bu kadını rahat bırakmayacağım ben!

Not 2: Autumn, Her Ülkeden Bir Kitap projesinde İskoçya’ya eklendi.

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir