Amanda Palmer ve yardım isteme sanatı

Amanda Palmer ve yardım isteme sanatı

unnamed

“Kendi ayakların üzerinde durmayı öğren” büyürken en çok duyduğum cümlelerden biriydi. O nedenlerdir belki başkalarından yardım istemeyi son çare olarak gören bir tip olmam. Tabii, kimse bana “amanın yardım isteme sakın” falan demedi. Üzerinde düşündükçe, bunun kendi kendime vardığım bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Daha da düşündükçe, yardım istediğimde zayıf, beceriksiz bir insan gibi görülecekmişim korkusuna kapıldığımı farkettim. Şimdiye kadar da yardım isteme raddesine geldiğimde zaten hep teyzemi aradım. Onun halledemeyeceği bir sorun yoktur çünkü. Eğer varsa da zaten o sorun çözülemez demektir. İşte Amanda Palmer, The Art of Asking’de şimdiye kadar bu konuda doğru bildiğim her şeyi “saçmalama lüften!” der gibi bir kenara fırlattı attı… Kendisini eskiden beri çok severim ama kitabından bu duygularımdan tamamen bağımsız bir şekilde çok ama çok etkilendiğimi de baştan söylemem gerek.

Ve yine baştan şunu söylemem lazım… Eğer Amanda Palmer’ı önceden biliyor ve seviyorsanız daha bir seveceksiniz. Ancak kitabı okumak, ondan bir şeyler öğrenmek için kadının kim olduğunu bilmenize de gerek yok. O anlatıyor size zaten. Toplumun gözünde “normal” işler olarak görülen avukatlık, doktorluk, vs. gibi işler yapamayacağını anladığı an kaldırımda heykel kılığına girmesiyle başlıyor macerası. Hiç kıpırdamadan, önünde para topladığı şapkası ile duruyor öylece, ellerinde çiçeklerle… Şapkanın içine para atanlar olduğunda ise hareketlenip onlara bir çiçek hediye ediyor. Tüm sanatçılar gibi kendisinin de istediği tek şey var:

BELIEVE ME. I’m real.

Amanda Palmer’ın benden çok farklı olan bir yanı daha var: insanların etrafında olmayı, onlarla iletişime geçmeyi, hem dertlerini, hem sevincini paylaşmayı seven bir tip. Aynı zamanda da onları çok iyi bir şekilde gözlemliyor. Heykel olarak insanlara çiçek verdiği zamanlarda mesela karşılaştığı farklı kişileri o kadar net bir şekilde hatırlıyor ve aktarıyor ki, şaşırıp kalıyorsunuz. The Dresden Dolls grubunu kurup, konserler vermeye başladığında da, hatta şimdi bile devam ediyor bu durum. Hayranlarıyla birebir ilişkiler kurarak, onların derlerini dinleyerek, hatta evlerine misafir olarak yapıyor bunu. Hatta kendisinden çok daha içine kapanık biri olan yazar Neil Gaiman’la ilişkisi başladıktan sonra Gaiman’ı bile daha bir açıyor dünyaya. Birlikte Twitter’dan “biz bilmemnerde olacağız; hadi siz de gelin!” diyerek düzenledikleri ninja konserler ve okumalar yapıyorlar. Yapmaya da devam ediyorlar.

the_dresden_dolls_by_lori_baxter-d4xybbh

İstemek ve dilenmek arasındaki fark

Amanda Palmer, birlikte çalıştığı plak şirketine kafa tutmuş bir kadın. Haberleri takip edenler, çektiği klipte şişko göründüğünü iddia ettikleri için adamlara sinirlendiğini sanır. Ancak kitapta işin arka planını da net bir şekilde görüyorsunuz: plak şirketi, ne kadar satış yapılabileceği, ne kadar para kazanabilecekleri ile meşgul. Amanda Palmer‘ın ise sınırlı sayıda bir kitleye hitap etmekle bir derdi yok çünkü işin en önemli kısmı onlarla iletişimde kalabilmek, bir şeyler paylaşabilmek, birbirini tanımak ve bir aile olmak. Sonrasında bu emeğinin karşılığını da alıyor: bir sonraki albümünü çıkarabilmek için bir Kickstarter projesi başlatıyor ve inanılmaz başarılı oluyor. Bir de bunun yaptığını anlamayan tiplerle uğraşması var tabii. Amanda Palmer‘a hırsız diyenler, dolandırıcı diyenler, deli diyenler çok. Ancak sevdiğiniz, bildiğiniz bir sanatçıya albümünü çıkarması için para vermek neden abuk bir durum olsun ki? Nasıl olsa çıktığı zaman para verip almayacak mıyım ben onu? Alacağım. E bu durumda parasını önceden verdim, bir de yanında yolladığı rozet mozet gibi ırık tırıkları alınca inanılmaz mutlu oldum.

Yardım istemek ve dilenmek arasındaki farkı işleyişi de çok hoşuma gitti Amanda Palmer‘ın. Amanda Palmer, hayranlarından bir sonraki projesi için para isterken kendine acındırmıyor öncelikle. Dediği şu: “kardeşim, ben bir albüm yapacağım ama param yetmiyor. Hadi atın bir iki dolar da çorbada sizin de tuzunuz olsun.” Ve tabii bu bir-iki dolar atanlara paralarının karşılığı olarak sadece müziğini değil, ev partilerine kadar giden çeşitli hediyeler veriyor. İşte dilenmek ve yardım istemek arasındaki fark da zaten bu: yardım aldığınızda, yardım edenlerin de eline geçecek bir şey sunuyorsunuz dünyaya. Dilencilere para verdiğimizde ise yemek gibi günlük ihtiyaçlarını karşılayacaklarını umuyor ama aslında onun nereye gittiğini bilemiyoruz.

AmandaPalmer_live

Sonuç olarak, değişmek zor. Ancak bu yardım isteme olayını denemeyi planlıyorum. En kötü ihtimalle hayır derler, değil mi? Tabii diğer yandan çok önemli bir şeyin de dengesini tutturmak lazım:

The opposite of “never enough” is simply: Enough.

Follow:

4 Comments

  1. 29 Aralık 2014 / 15:12

    Çok tatlı bir yazı olmuş bu, bayıldım! Ayrıca Gaiman’la yaptıkları ninja konser ve okumalar da efsaneymiş. 🙂

    • 29 Aralık 2014 / 15:32

      Teşekkür ederim 🙂 O kadar etkilendim ki kitaptan, hakkında bir şeyler yazmam çok uzun sürdü. Ve o ninja konserlerle okumalara biz de denk gelebilsek keşke!

      • 29 Aralık 2014 / 15:38

        Tanımıyordum Amanda Palmer’ı, sayende küçücük de olsa hakkında bir şeyler öğrendim çok güzel oldu. Kitabını da okunacaklara ekliyorum 😀

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir