Bir Psikopatın Günlüğü: doğuştan mı böyleydi, sonradan mı oldu?

Bir Psikopatın Günlüğü: doğuştan mı böyleydi, sonradan mı oldu?

Bir Psikopatın Günlüğü’nü okurken şunu anladım: “psikopat” kelimesini çok rastgele kullanıyoruz biz!

Bir Psikopatın Günlüğü, ‘Organizasyon’ olarak bilinen İsrailli bir gizli grubun 10483 olarak bilinen, eski bir ajanın tuttuğu günlükleri almasıyla başlıyor. 10483, görevi sırasında üç adet zarf almış; üçünün içinde de farklı bir hedef varmış (“bunu bul ve ortadan kaldır” tarzı bir hedef). 10483, bu üç hedefin üçünü de tutturmuş. İşini özü bu, evet, ama hedefleri nasıl tutturduğu, tüm bunların arka planında neler döndüğü asıl kitabı elinizden bırakmanızı imkânsız kulan… Açıkça şunu söyleyebilirim ki en son David Vann’ın Pislik’ini okurken tüylerim bu derece diken diken olmuştu. Bir Psikopatın Günlüğünü okurken, Pislik’i okurken anladığım bir şeyi unuttuğumu farkettim: “psikopat” kelimesini gerçekten ama gerçekten çok rastgele kullanıyoruz biz!

Öyle bir şey ki bu, insan okurken İsrailli yazar Nir Hezroni de psikopat mı acaba diye düşünüyor. Böyle bir beyne bu kadar ayrıntılı ve inandırıcı şekilde başka türlü nasıl girebilir ki insan? Bir Psikopatın Günlüğü’nün baş karakteri 10483, yoluna çıkan herkesi kandırmayı öyle bir başarmış ki aklınız almayacak. 10483’ün ölümünden 10 yıl sonra çıkan günlükleri, Organizasyonun yönetici amcalarından Avner’in bile ağzını açık bırakıyor; ki düşünün bu adam böyle bir kurumda çalışırken neler neler görmüştür! Hezroni, kelimeleri öyle bir şekillendiriyor ki Avner neler döndüğünü anlamaya başladıkça içinde kabaran kandırılmışlık hissinin üzüntüye, üzüntünün sinire ve sinirin de hırsa dönüşü birebir içinizde gerçekleşiyor adeta.

Dün gece başladım; elimden bırakamıyorum; bitecek neredeyse. Yoksa ben psikopat mıyım? 😱 #bookstagram #okumahalleri #garajkitaplar

A post shared by Zimlicious – Kitap Blogu (@zimliciousbooks) on

Bir Psikopatın Günlüğü bir anda elinize geçse ne yaparsınız?

Evet, kitabı böyle düşünün… Bir Psikopatın Günlüğü elinize geçse ne yaparsınız? Emin olun ki korkunuz ve çekinceleriniz merakınıza yeni düşer ve “ne olmuş da bu adam böyle psikopat olmuş?” diyerek oturur, okursunuz. İşte bu kitap da biraz öyle. Söz konusu günlük, 10483’ün çocukluğundan başlıyor. Daha o zamanlarda yazdıklarının arasından gece yatmadan önce buzdolabındaki suyun seviyesini işaretlemesi, sabah değişen birşey var mı diye bakması bile asabımı bozmaya başlamıştı. Hangimizin aklına gelir ki? Ya gece birileri eve girip de suyumuza birşeyler kattıysa? Ancak çocukluğundaki tuhaflıkları bile büyüdüğünde neler yapabileceğini tahmin etmenize yetmiyor. Adam psikopat yahu! Ne yapacağı belli mi olur!

Emin olun, yan karakterler de 10483 kadar ilgi çekici. Ben en çok Carmit’ten etkilendim mesela. Olaylar olaylar sonrasında Organizasyonun 10483’ün peşine taktığı isimlerden biri Carmit. Tasvirlerden yola çıkarak aşırı minnoş olduğunu hayal ettiğim bir kitapçısı var. Ancak o minnoş dükkânın arka kısmında neler dönüyor, neler! (Söylememek için zor tutuyorum kendimi, haberiniz olsun.)

Bir Psikopatın Günlüğü’nün en etkilendiğim yanlarından biri de okurken kendinizi 10483’e hak verirken bulmanız. Doğuştan psikopat olduğu için mi tüm bunları yaptı, yoksa hayatı boyunca karşısına çıkan insanlar, başına gelenler nedeniyle mi bu hale geldi? Hezroni, işte bu soruyla bırakıyor bizi… Bir anda kendi hayatınızdaki insanları, başınıza gelen olayları film şeridi gibi görmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi. O gün hasta olmayıp okula gitseydim farklı bir insan olur muydum? Edebiyat yerine matematikte iyi olsaydım kim olurdum?

Tüm bunları düşünürken de yolda yanınızdan geçen insanlara bakıp “acaba psikopat mı bu?” diye düşüneceksiniz bir süre, ona da hazır olun derim.

*Bir Psikopatın Günlüğü, Her Ülkeden Bir Kitap projesinde İsrail’e eklendi.

Follow: