canlabirsene: Hayalet Şehir

canlabirsene: Hayalet Şehir
“Aslında hiçbir şehir bugün gördüğümüz şehir değildir.”
Bu, her şehir için doğrudur muhakkak. Ancak New York gibi her dönem renkli, tuhaf, canlı; hiç uyumayan, üzerindeki insanların sürekli koşturduğu, kimsenin birbirini takmadığı ama ellerinde bira şişeleri olduğunda tüm yabancıların kankaya bağladığı şehirler kim bilir neler görmüş, geçirmişlerdir. İşte Patrick McGrath böyle bir yolculuğa çıkarıyor okuru– 1700’lü yılların sonlarındaki New York’ta açıyoruz gözümüzü, sonra 19. yüzyıl New York’una geçiyor, son olarak da bir 11 Eylül öyküsüne giriş yapıyoruz.

McGrath’in New York’larına filmlerden, dizilerden aşinayız aslında. Ancak şimdiye kadar onun karakterlerinin hayatlarına konuk olma fırsatını yakalamadık; biz başkalarıyla meşgulken onların başına neler geldiğini göremedik. Her ne kadar üç farklı öykü üç farklı zamanda geçiyor olsa da Hayalet Şehir‘i okuyunca New York’un neden her filmin, kitabın, hikayenin, şiirin kalbinde olduğunu anlıyor insan… Gidenler bilir, her şey birbirine girmiştir New York’ta; insanlar, kokular, renkler, eskiler ve yeniler, alçaklar ve yüksekler, kirliler temizler… Papatya koklarken alttan Çin tavuğu burnunuzu gıdıklayabilir. 10 dolarlık sosyete bagel’ı ile SoHo’da yürürken dişleri dökülmüş, elleri simsiyah bir evsiz kolunuzu çekiştirebilir. Bin dolarlık ayakkabılar giymiş olmanız metroda birinin üstlerine kusma ihtimalini ortadan kaldırmaz…

McGrath, Ian McEwan-vari anlatımıyla işte tüm bunları, şehrin titreşimini, nefes alıp verişini; o kendi haline bakarken içinde yaşayan insanların kendi dünyalarını nasıl yönlendirdiklerini gözler önüne seriyor.

Tanıtım Yazısı:
Aslında hiçbir şehir bugün gördüğümüz şehir değildir. Her şehrin, tüm yaşanmışlıklarıyla, geçmişinden bugününe uzanan bir ruhu vardır. Ünlü Amerikalı romancı Patrick McGrath, üç anlatı¬dan olu¬şan Hayalet Şehir’de, New York’a ruhunu veren üç dönemden birer öykü anlatıyor.

“Darağacının Kurulduğu Yıl”da, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda New York’u kuşatan İngilizlere başkaldırdığı için idam edilen bir annenin öyküsü oğlunun gözünden dile getirilir. “Julius” adlı öykü, ticaretin baş döndürücü bir hızla geliştiği 19. yüzyıl New York’unda geçer. Acımasız bir tüccarın oğlunun, babasının kente akın eden göçmenlere karşı önyargıları yüzünden, tutkuyla sevdiği kıza kavuşamayışının hikâyesi anlatılır. “Yıkıntı Alanı” ise bir 11 Eylül öyküsüdür. Dünya Ticaret Merkezi’nin yerle bir edilişinin yarattığı derin travma, bir psikiyatrist ile bir hastayı yüz yüze getirir.
Hayalet Şehir’de, usta yazar McGrath üç afallatıcı hikâyesiyle, New York’un karmaşık tarihinin gözle görülmeyen katmanlarını açığa çıkarıyor.
Bu kitapla ne içilir: Long Island Iced Tea
★★★
Bu yazının orijinali canlabirsene‘de yayınlandı.
(Visited 3 times, 3 visits today)
Follow: