Courtney Maum ve ‘Touch’ — teknoloji, dokunma ihtiyacını öldürüyor mu?

Courtney Maum ve ‘Touch’ — teknoloji, dokunma ihtiyacını öldürüyor mu?

Bir restorana oturduğunuzda veya arkadaşınızın evine gittiğinizde ilk sorduğunuz sorulardan biri ne? “Wi-Fi var mı?” veya “Wi-Fi şifresi ne?” İnternete o kadar bağlı ve bağımlıyız ki, elimizde telefon olmasına rağmen internetimiz yoksa kimse bize ulaşamayacak sanıyoruz. WhatsApp’ten, Messenger’dan, iMessage’dan haberleşmeye o kadar alışmışız ki “birbirinden uzak yerlerdeki kimselerin konuşmalarını sağlayan elektrik düzeneği” kullanmamızı sağlayacak bir cihazı elimizde tutarken bile rehberi açıp, sesimizi kullanarak iletişim kuracağımız aklımıza gelmiyor. İşte Courtney Maum kaleminden hayat bulan Touch, böyle bir dünyayı biraz tiye alan, biraz da bence insanların gözlerini açmasını sağlamaya çalışan bir kitap.

courtney-maum-touch

Courtney Maum sorgulatıyor: Her şeyin sanal olanı gerçeğinden daha mı iyi?

Yazar Courtney Maum, ana karakter olarak hepinizin “keşke yerine olsam” diyeceği, “trend tahmincisi” Sloane Jacobsen’i yaratmış. Sloane, kırk yaşında, Amerikalı bir kadın. Roman isimli bir adam ile birlikte senelerdir Paris’te yaşıyor. “Trend tahmincisi” işine aslen bir kozmetik firmasında başlamış ve ondan sonra teknolojiden ev aletlerine kadar pek çok alanda tahminlerde bulunmuş. İşi bu gerçekten: dokunmatik ekranları tahmin eden kadın olarak bilinen Sloane, bir firmaya gidiyor ve onların ürünleri çerçevesinde “önümüzdeki yıllarda insanlar bunları isteyecek ve bunlara para harcayacak” diye tahminlerde bulunuyor—ve yıllar boyunca da tutturuyor!

Sloane, alışkın olmadığımız, biraz da kendimden bir şeyleri bulduğum bir karakter. Öncelikle, yıllardır beraber yaşıyor olmalarına rağmen birlikte olduğu Ramon’la evlenme gibi bir derdi yok. İkincisi de, sürekli bu fikrimle laf yemeye alışkın biri olduğumdan beni epey sevindiren, çocuk yapmayı istemeyen bir kadın olması. Bu özelliğine en iyi trend tahmincisi olması da eklenince Sloane kendini gençliğinde uzun süre yaşadığı New York’ta, sloganı “Çocuk yapmayı bırakınca ne yapmaya başlayacağız?” olan teknolojik ürünler üretmeye odaklı Mammoth firmasında işe girmiş bir şekilde buluyor. Sloane için hiç ama hiç kolay bir deneyim olmuyor bu.

courtney maum

Dokunma ihtiyacı geçebilen bir şey mi?

Sloane, Mammoth’da insanların yeniden dokunmaya ihtiyacı olacağını savunmaya çalışırken, erkek arkadaşı Fransız Ramon ise bunun tam tersini savunuyor: “seks için artırılmış gerçeklik yeterli olacak ve fiziksel seks tamamen sona erecek.” Sloane’e göre ise “birbirimize bağlı” olmamıza rağmen aslında o kadar uzaklaşmış durumdayız ki yakında insanlar birileri onlara sarılsın diye başka birine para ödemeyi kabul edecek…

Courtney Maum, biraz uçlarda geziyor ve biraz da anti-teknoloji takılıyor olsa da ben şahsen Sloane’in tahminlerine katılıyorum. Ancak diğer yandan da tembelliğe, hiçbir şeyle yüzleşmemeye alışkın olan insan oğlunun kolayına gelen şeylere hemen alışmaya ne kadar yatkın olduğunu düşününce de tahminleri doğru çıkar mı, çıkmaz mı ondan emin olamıyorum.

İçinde yaşadığımız dünyaya bir baksanıza…

Başta da belirttiğim gibi, telefon açmak yerine mesaj atmayı tercih ediyor pek çoğumuz. Sosyal medya, “biri mesaj atmak yerine aradığında ben” mesajıyla ya çıldıran, ya da ağlayan bir tipin yer aldığı meme’lerle dolu. Aramızda elektronik bir cihaz olmadan birbirimizle iletişim kurmaya ne zaman bu kadar korkar olduk?

Herkes kendisini sevecek, ona önem verecek birilerini arıyor ama nerede? İnternette! Aradaki elektronik mesafenin, onunla birlikte gelen gizliliğin rahatlığıyla normalde ilk defa tanıştığınız bir insana hal hatır, isim sorarken, olay “bu gece sevişir miyiz?”e dönüyor. Evet dersek belki bir geceliğine kendimizi güzel, özel, ihtiyaç duyulan ve birilerini mutlu edebilen biri gibi hissediyor, ertesi gün telefon ekranlarımıza yapışık bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz. Bir bakın etrafınıza; “internette tanıştık, yattık, bana kahvaltı bile hazırladı ama bir daha aramadı” diyen bir sürü insan var…

Teknoloji, düşman değil

Teknoloji şimdiye kadar hep ilgimi çeken ve aklımı uçuran bir konu oldu. En başından beri farkında olduğum nokta şu: iyi olduğu kadar çok ama çok karanlık olan yanları da var. Google’a “pilav nasıl yapılır?” diye de sorabilirsiniz; “bomba nasıl yapılır?” diye de. Bilinçli kullanılmadığı zaman teknoloji insanı çok kötü yerlere sürükleyebilir ve bu nedenle de herkesin önüne sunulan fırsatları farkındalıkla kullanması gerekiyor.

Ancak Wi-Fi bulamadığımızda, 3G çekmediğinde girdiğimiz krizleri atlatmanın yolu nedir, işte bunu bilemiyorum. İşim gereği telefonum 7/24 açık, e-posta sesi geldiği an elime alıp bakıyorum, evde örgü örerek rahatlamaya çalıştığım hafta sonlarında bile o ses nedeniyle her şeyi bırakıp, kalkıp bilgisayarın başına oturmam gerektiği oluyor. Bakmasam, kalkmasam, olmaz mı? Teknik olarak olur. Ama o zaman “yapmam gerekenleri yapmama” durumunu kime, nasıl açıklayabilirim? Bir de bunun yolunu bul be Courney Maum!

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir