The End of the F***ing World: dünyanın sonu gelse dert, gelmese dert!

The End of the F***ing World: dünyanın sonu gelse dert, gelmese dert!

The End of the F***ing World, Netflix’in bana bugüne kadar önerdiği en iyi dizilerden biri. Beni nerede yakaladı, biliyor musunuz? İlk bölümün kısa açıklaması:

Hayvan öldürmekten sıkılan 17 yaşındaki James, ilk gerçek cinayetini planlamakla meşgulken okula yeni gelen cüretkâr Alyssa onu hazırlıksız yakalar.

İngilizce’deki WTF tepkisi tam cuk oturuyor bunu okuduktan sonraki halime… Biraz da psikolojim bozulur diye tırsarak Oynat’a bastım ve ne olduğunu anlamadan son bölümün en sonuna gelmiştim. Gilmore Girls’ün 4 yeni bölümü çıktığında binge watching yapmıştım en son; düşünün artık!

The End of the F***ing World

Imitation Game’den hayal meyal, Black Mirror’dan ise net bir şekilde hatırladığım 95’li minnoş Alex Lawther var başrolde. The End of the F***ing World başlığını da kendi kendime bir çok şekilde yorumladım ben: öncelikle, James ve Alyssa’nın başına gelenler onların dünyasının sonunu getirebilir. Bir de şöyle bakabiliriz: hangimiz “anasını sattığımın dünyasının sonu ne zaman gelecek?” diye isyan etmedik ki? Ama şimdi onu geçelim, asıl konumuza gelelim… Spoiler vermeyeceğim, merak etmeyin.

The End of the F***ing World

Derdinizi s***yim?

James, 17 yaşında ve bu hayvan öldürme muhabbetleri (ki burayı en az rahatsız edici şekilde özetlemişler, bravo!) ve insan öldürme isteği nedeniyle bir psikopat olduğunu düşünüyor. Alyssa ise her şeyi aşırı hisseden, bunu dışa atma yöntemi olarak da ‘hiç bir şeyi takmayan asi kız’a bağlamayı tercih eden bir çocukcağız. James, babasıyla yaşıyor; Alyssa da annesi, üvey babası ve onların iki çocuğuyla. İkisi de ailelerini pek sevmiyor, açıkça görüyoruz bunu ta en baştan ama yaş 17 olunca garipsemiyorsunuz haliyle. Hatta çocukların önceden başına gelenleri sonradan yüzünüze pat pat vuruyorlar ki ilk birkaç bölümde “derdinizi s***yim, ergensiniz işte” diye atarlandığınıza bin pişman olun! Oldum mu? Oldum tabii.

The End of the F***ing World, Albert Camus’nün Yabancı’sının modern versiyonu gibi adeta. James, mesela, sırf bir şey hissedebilmek için yapıyor yaptıklarını. Hem James, hem de Alyssa biraz nihilist takılıyorlar ki özellikle bugün içinde yaşadığımız dünyada hayatın anlamını sorgulamayan yoktur herhalde. Ancak tabii onların bunu dışavurumu hepimizinkinden çok ama çok farklı: ben mesela ya gidip gereksiz paraya harcayarak alışveriş yapıyor, birşey başarmışım gibi kendimi kandırıyorum. Okulda yeni tanıştığım çocuğun aklını çelip, babasının arabasını çalıp yer, yön kararı vermeden, beş parasız evden kaçmıyorum!

Buradan sonrasını spoiler vermeyeceğime söz verdiğim için anlatmayacağım ama şunu söyleyebilirim ki hiçbir şey hissedemeyen James hissetmeyi, kimseyi umursamaz görünen Alyssa da önemsemeyi öğreniyor. Ve tabii ki her ikisi de sevginin ne olduğunu anlıyor.

Biz de izleyici olarak önceden tokatlamak istediğimiz karakterleri kucaklamak istersen buluyoruz kendimizi.

Bu kadar sevimli bir şekilde anlatabildiğime aldanmayın tabii; çok ağır konular işleniyor The End of the F***ing World’de. Hiçbirimizin hayatı mükemmel değil tabii ki ama kendinizi ailenize, arkadaşlarınıza ve bugün bulduğunuz yere şükrederken bulacaksınız cidden. Ya da “gelse şu dünyanın sonu da kurtulsak!” derken; kim bilir…

Bryan, The End of the F***ing World’ün tanıtımını buradan izleyin. Alex Lawther da alıp başını gidecek kesin; heyecanla bekliyorum bundan sonra yapacaklarını.

Voyeur sonrasında yine sinir bozucu birşey izlediğim için de kendimi tebrik ediyorum. Yoksa ben de psikopat mıyım?

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir