The Ice Queen – Alice Hoffman

The Ice Queen – Alice Hoffman

Alice Hoffman, The Ice Queen‘de çok tuhaf şeylere maruz bırakıyor okuru. Biraz (fazla) yalnızlık, biraz (fazla) sıcaklık, biraz şimşek ve arka fonda da ölüm kol geziyor.

Başrollerinde Sandra Bullock ve Nicole Kidman’ın rol aldığı, 1998 yapımı Aşkın Büyüsü filmini hatırlayan var mı? O film de, The Ice Queen’in yazarı Alice Hoffman’ın aynı ismi taşıyan kitabından uyarlanmıştı. Filmi hatırlayanlar için Alice Hoffman’ın “büyü” ile ilişkisini anlatmama gerek yok sanırım. Hatırlamayanlar için ise şöyle özetleyebilirim: Hoffman, Grimm Kardeşler’inkinden Andersen masallarına kadar pek çoğundan etkilenmiş olacak ki, onlardan ilham alarak “büyü”yü hikâyelerinin kalbine oturtuyor. Hatta yazdıkları, pek çok eleştirmen tarafından “feminist büyülü gerçeklik” olarak tanımlanıyor. E haliyle bu, The Ice Queen için de geçerli.

Mini-sınav gibi bir yorum oluyor ama… Peki Andersen’in Karlar Kraliçesi masalını hatırlayan var mı? Özetle şöyle: Gerda’nın kardeşi Kay, Karlar Kraliçesi ile muhatap olunca ortadan yok olur. Onu aramaya giden Gerda, kardeşini şatoda, donmuş bir halde bulunca öldüğünü sanar. Üzüntüden deliler gibi ağlamaya başlar. Gözyaşları, buzları eritince Kay kurtulur. Evet, bu masalı da aklımızda tutmamız lazım The Ice Queen’i okurken…

The Ice Queen‘inki gibi ölümcül dilek diye bir şey var mı?

Bu kadar ön muhabbet sonrasında artık The Ice Queen’in asıl konusuna gelebiliriz…

Adını hiçbir zaman öğrenmediğimiz ana karakterimizle ilk tanıştığımızda kendisi 8 yaşında; annesi ve abisi ile New Jersey’de yaşıyor. Baba figürü yok ortalıkta. Kızımız, masallar diyarını huzurlu bulan, annesi ve abisine ona kitap okumaları için ısrar eden bir tip. Onun tam tersine, abisi ise bilime ve masalların saçmalık olduğuna inanan bir çocuk. Anneleri, doğum günü için arkadaşlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Kızımız ise onu bırakıp gitmesini istemediğinden, çocuksu bir triple dilekte bulunarak, “inşallah seni bir daha görmem” diyor. Bunun üzerine annesi karda arabasının kontrolünü kaybedip, trafik kazasında hayatını yitirdiğinde ise kızımızın kalbi “buz”a dönüyor (Bknz. The Ice Queen).

Abisi Ned, bilim aşkının peşinden giderek Florida’ya taşınıyor, evleniyor ve hayatına bir üniversitede öğretim görevlisi olarak devam ediyor. Kızımız ise kütüphaneci— kurguya olan aşkının peşinden giderek kütüphaneci olmuş ve “buz” kalpli bir insan olarak çok fazla insanla da muhatap olması gerekmeyen bir işi tercih etmiş. Sonunda Ned bir şekilde New Jersey’i terketmeye ve Florida’ya, onun yakınına taşınmaya ikna ediyor. Kızımız, Florida’da da aynı mutsuz hayatı sürdürmeye devam ediyor. Unutulmuş bir kütüphanede çalışmaya devam ediyor, arkadaşı yok ve Ned ile karısı da kendi dertlerine boğulmuş bir şekilde buna pek fazla bulaşmıyor.

Yıldırım çarpması, buzlaşmış kalbi eritir mi?

ice_queenKızımızın hayatı, sinek öldürmeye çalışırken kendisini yıldırım çarpması ile tamamen değişiyor. Yıldırım çarpan insanlarla ilgili araştırmalar ve testler yapan abisi, hemen kızı bu gruba sokuyor. Herkesin kendi hikâyelerini paylaştığı grupta, artık bir efsaneye dönüşmüş olan, Lazarus Jones isimli adamın başına gelenleri öğreniyor: Lazarus’un kalbi, yıldırım çarpmasının ardından durmuş, adamı morga götürmüşler ama 40 dakika sonunda birdenbire hayata dönmüş. E şimdi kim merak etmek bu adamın kim olduğunu, ne olduğunu, nasıl hayata döndüğünü? Hele ki ölüme kafayı takmış kızımız gibi birisi nasıl merak etmesin, değil mi?

Kızın gidip Lazarus’u bir şekilde bulduğunu tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. Ancak hikâyenin bu kısmından sonrası ile ilgili spoiler vermemek adına anlatımı burada bırakıyorum. Tabii şunları da söylemem lazım:

Alice Hoffman’ın kaleminde “büyülü gerçeklik,” büyünün gerçek olması gibi bir şey. Güzel kelimelerin ve hayata dair tespitlerin altını çizmeye kalksanız mesela, bütün kitabı çizmeniz lazım! Mesela, olur da bir gün kırmızı rengini görme yetinizi kaybetseydiniz ne hissederdiniz? Her ne olursa olsun, kalbiniz kıpraşma yetisini kaybetmiş olsaydı? Peki ya sevdiğiniz adam sizinle yalnızca karanlıkta sevişseydi, gerçek yüzünü göstermeyi reddetseydi? Aşık olduğunuz insana “kal” deseniz, onu dünyanın en mutsuz insanına çevireceğinizi bilseydiniz? İstemeye istemeye gitmesini seyretseydiniz?

Fotoğraf: Mitya Ku, Visual Hunt / CC BY-SA aracılığıyla.
(Visited 4 times, 4 visits today)
Follow: