Kitap Yorumu

Komşusunun bebeğini öldürmeye çalışan kadın

Bir zamanlar bir kadın varmış. Komşusunun bebeğini öldürmek için çok uğraşmış. Başarmış mı, başaramamış mı, onu bir tek hikâyeyi okuyanlar biliyor. İşte böyle bir kitap…

Ludmilla Petrushevskaya, Nikolai Gogol ve Edgar Allan Poe’nun geleneksel tarzlarını birleştiren bir yazar olarak tanımlanıyor. Hakikaten de öyle. Bir yanda, Sovyet Rusya’nın griliği, absürtlüğü ve Rus folkloru var. Diğer yanda ise aynı Poe’nun yaptığı gibi insanın içini büken, şok eden, delilik ve hafıza kaybı arasında gidiş gelişler var. There Once Lived a Women Who Tried to Kill Her Neighbor’s Baby (Bir Zamanlar Komşusunun Bebeğini Öldürmeye Çalışmış Bir Kadın Yaşardı), işte böyle bir kitap.

Kitap, her biri farklı karakterleri ve hikâyeleri ele alan, uzunlukları birbirinden farklı, kısa öykülerden oluşuyor. Hepsinin ortak noktası, içlerinde açlık (hem fiziksel, hem duygusal), savaş, fakirlik, şiddet ve kimisi de bulaşıcı olan hastalıkların olması. Petrushevskaya’nın başarılı bir şekilde oluşturduğu apokaliptik dünyalarda biraz acı şekilde de olsa umut ve kurtuluş da var. Tabii deliliğin arasında bunları halen görebilenler için…

6490566

Masal gibi ama değil gibi…

Rusya’nın masallarına, folkloruna az da olsa hakimseniz, kötü bir büyücü tarafından lanetlenmiş ikiz balerinler gibi bazı karakterleri tanıyacaksınız. Petrushevskaya’nın hikâyeleri biraz masal gibi ama değil de gibi… Değil de gibi çünkü “ve sonsuz dek mutlu yaşadılar” diye biten ve size mutlu mesut rüyalar gördürtecek türden hikâyeler değiller. Başta da belirttiğim gibi, Petrushevskaya’nın yarattığı karanlığın içindeki ışığı görebilmeniz için biraz daha dikkatli bakmanız gerekecek.

Petrushevskaya, öyle elinizden tutup, rehberlik de yapmayacak size. Tam tersine, kendinizi büyülü gerçeklikle tavşan deliğinden aşağı giden yolda sıkışmış bir yerlerde bulacaksınız. Her bir ana karakterin kâbuslarının, halüsinasyonlarının içine gireceksiniz. Çok ama çok ince bir ip üzerinde cambazlık yapmanız gerekecek; yere çakılıp çakılmamak da pek elinizde değil açıkçası.

Petrushevskaya, zamansızlığın formülünü çözmüş

Kitaptaki 19 hikâyeyi okurken, hepsini toplu bir şekilde “korkutucu masallar” olarak tanımlayabilirim diye düşünüyordum. Ancak bu fazla basit kalır. Petrushevskaya’nın hikâyelerinde koca boynuzlu, büyük tırnaklı, insanları hop diye yutan canavarlar yok. Dünya üzerindeki yegane canavarın kendisi var: insan.

Mesela, canciğer kuzu sarması olduğunuz bir komşunuz var. İkiniz de bekârsınız. Ama sonra o bir şekilde hamile kalıyor ve bebeği oluyor. Bebek, aranıza giriyor. Sizinle eskisi gibi ilgilenmediğini, eskisi gibi dertleşmediğinizi fark ediyorsunuz. Buna gücenen normal bir insan bence şöyle yapar: bebeği mıncırma bahanesiyle arkadaşının yanında olur, birebir eski günleri tekrar edemese de ilişkilerini yeni bir düzene oturtur… Ancak Petrushevskaya’nın oluşturduğu karakter, aralarına giren bebeği (bebeği!) öldürmek için komplo teorileri geliştirmeye odaklanıyor. Başarıyor mu, başarmıyor mu, okuyup görmesi size kalmış.

treisman-petrushevskaya-fiction-qa-1200x630-1452208083

Ludmilla Petrushevskaya kimdir?

1938 yılında Rusya’da doğan Ludmilla Petrushevskaya, kitapların ve kısa hikâyelerin yanı sıra oyun da yazıyor. 1980’lerden bu yana yazdıkları 30’dan fazla dile çevrilmiş. 2003 yılında Rus Edebiyatındaki Pushkin Ödülü’ne layık görülmüş ve daha başka ödülleri de var. Petrushevskaya, Rusya’nın önde gelen modern yazarlarından biri olarak görülmesinin yanı sıra, Publishers Weekly tarafından da “yaşayan en iyi Rus yazarlarından biri” şeklinde tanımlanmış.

Ludmilla Petrushevskaya, bir röportajında kendisini şöyle tanımlamış: “Rusya, hikâyelerini sözlü bir şekilde, olduğu gibi, hiçbir şeyi uydurmadan anlatan, Homeros misali kadınların ülkesi. Onlar, oldukça başarılı hikâye anlatıcıları. Ben yalnızca aralarında bir dinleyiciyim.”

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim… Rus Edebiyatını seven bir memleketiz biz. Rus klasiklerini bu kadar yalamış yutmuş okur varken, bu kitaplar okullarda bile okutuluyorken, kitapları 30’dan fazla dile çevrilmiş bu Rus kadının henüz Türkçe’ye kazandırılmamış olması içler acısı. Umarım bir gün birileri keşfeder kendisini…

You Might Also Like