Lady Gaga belgeseli Five Foot Two – gerçekleri kim sever ki?

Lady Gaga belgeseli Five Foot Two – gerçekleri kim sever ki?

“Five Foot Two” isimli, kendisinin aslında yaklaşık 1.58 boyunda, minik bir kadın olduğuna gönderme yapan Lady Gaga belgeseli, kendisinden beklemediğim şekilde gerçekçi bir yapıttı. Piyasaya çıktığı ilk günden beri beğenerek takip ettiğim sanatçılardan biri Lady Gaga. Gözümün önünde, benimle birlikte büyümesini izlemek de (aramızda yalnızca 2 yaş var) değişikti açıkçası… Farklı ülkeler ve ailelerde büyümüş, farklı yollardan gidiyor olsanız da biriyle benzer şeyler yaşamış olduğunuzu, benzer hisleri çok yakından tanıdığınızı keşfetmek yalnızlığı azaltan bir duygu. Müziğin ve edebiyatın en sevdiğim yanı da bu zaten!

Lady Gaga belgeseli: “Unplugged” dedikleri…

Lady Gaga belgeseli, Joanne isimli son albümünün yapım aşamaları sırasında başlayarak, Super Bowl Half Time Show hazırlık süreciyle devam ediyor. Şimdiye kadar kendisini hep kendinin istediği gibi gördüğümüz bir sanatçı Lady Gaga: gerçek adını kullananlara sinirlendiğine dair dedikodular duyduk hepimiz mesela; Lady Gaga rolünü yaratmış ve oynuyormuş gibi görünüyordu. Ergenlik döneminde kendisiyle alay edilen çocuklardan olduğu için makyaja ve kostümlere sığındığını söylüyordu. “Born This Way” gibi bir şarkıyı yazabilen bir insanın kendi gibi görünmemek için bu kadar çaba harcaması kafamı kurcalasa da, diğer yandan da “o da böyle işte” diyordum; “benim kitaplara sığındığım gibi o da makyaja, kostümlere, müziğe sığınmış…

İşte, az da olsa tüm bunların arka planına değiniyor bu Lady Gaga belgeseli. Lady Gaga, yeni albümü Joanne’i maskesini çıkarıp, kendi olduğu albüm olarak görüyor. Çok sevdiği markaları, çılgın kıyafetleri, abartı tarzları bir kenara bırakara, siyah-beyaz, sade görünmeye karar veriyor. Tüm bunları artık büyüdüğünün bir işareti olarak görse de yine kafasını kurcalayan bir soru var: “ya benden başka kimse hazır değilse gerçek beni görmeye?”

lady gaga belgeseli

Olmak istediğiniz gibi görünmek yalancılık mı?

Dediğim gibi, söz konusu Lady Gaga olunca neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu çözmek zor geliyordu hep. İşte bu yüzden belli bir noktadan sonra “koyver gitsin” demiştim çünkü inançlarımız paraleldi, savunduğumuz görüşler paraleldi; o bunu etten bir elbise içinde yapmak istiyorsa kime ne, değil mi?

Sonra sonra, Marry the Night isimli şarkısının klibi çıktığında daha da iyi anladım Lady Gaga’nın olayını… Klip, Lady Gaga’nın sedyede yatarkenki monologuyla başlıyor. “Olayını daha iyi anladım” dedirten kısımları şöyle:

Geri dönüp, hayatıma baktığımda, olayları aynen oldukları gibi görmeyi istemiyor değilim. Yalnızca onları daha sanatsal bir şekilde hatırlamayı tercih ediyorum. Dürüst olmam gerekirse, bu durumda yalan daha gerçek kılınıyor çünkü onu ben uydurdum. […] Asıl durum, dürüst olmamam değil; asıl durum şu ki, gerçeklikten nefret ediyorum.

Kalp ve beyin fetheden bütün yazarların, müzisyenlerin, sanatçıların olayı da bu değil mi zaten?

lady gaga belgeseli

Kalp acısı X Beden acısı = Göz yaşları

Lady Gaga belgeseli, kızcağızın gerçekten ama gerçekten nasıl bir fiziksel acı çektiğini de gözler önüne koyuyor. Dört yıl önce kalçasından ameliyat olduğunu ve zor bir süreç geçirdiğini okumuştum. Ama sonrasındaki kliplerini, performanslarını gördükten sonra (ki bir tanesi canlı canlı, İstanbul’daki konseriydi) “iyi herhalde” diye düşündüm. Meğersem pek de değilmiş! Her hareketiyle, yaptığı her alıştırma, performans sonrasında kalçası canına okuyor Lady Gaga’nın. Hatta belgeselin bir yerinde “diğer insanlar bununla nasıl başa çıkıyor anlamıyorum” diyor ve etrafındaki, sırf bunun için başında bekleyen insanları göstererek, “onlar olmasa, yapamazdım” diye de ekliyor.

Bir de bu işin kalp acısı tarafı var, bu da başarılı kadınların kalp acısına mahkum olduğuna dair süregelen Oscar lanetini doğruluyor— hani diyorlar ya, “Oscar’ı aldı Sandra Bullock, şimdi kesin ilişkisi mahvolur.” Lady Gaga da bu durumda bulmuş kendini: bilmem kaç milyon albüm sattım, ilişkim bitti. Daha fazla sattım, o zamanki ilişkim de bitti. Film anlaşması yaptım, son sevgilim gitti ve kendimi tek başıma buldum diye de açık açık anlatıyor.

Lady Gaga belgeseli, halkın gözündeki “yıldız” imajının düzelmesi açısından da başarılı bence. Baktığımızda Lady Gaga ünlü, milyonlarca hayranı var ona tapan, parmaklarını şıklatıp, istediği her şeyi elde edebilir… Halbuki gerçekler böyle değil. Olduğu yere oturarak gelmemiş, deli gibi çalışmış ve çalışmaya da devam ediyor. Hem de bedenindeki ve kalbindeki acıya rağmen…

Follow: