Leopar – Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

Leopar – Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

“Nereden başlasam, nasıl anlatsam” dediğim romanlardan biri oldu benim için Leopar. Guiseppe Tomasi Di Lampedusa, öyle dolu dolu anlatmış ki hikâyeyi, anlatmakla uğraşıp da her şeyi batırmadan kitabı alıp, birinin eline tutuşturup, “oku; lütfen oku!” diye haykırasım geliyor…

leopar kitap

Salina prensi Don Fabrizio, astronomiyle yakından ilgilenen bir adam olmasının da etkisiyle çevresindekilerin “egzantrik” olduğunu düşündüğü bir adam. Türünün son örneği olduğunu biliyor; evet, tacını oğluna devredecek ama bunu yaparken geleneklerin, duyarlılığının ona geçmiş olmadığının da haliyle farkında. En sevdiği yeğeni isyankârların arasına katılınca kalbi kırılıyor; içten içten hak verse de bulunduğu pozisyonu, kendi seviyesini kaybetmemek için yeğeni Tancredi’nin üst sınıftan bir adamın kızı Angelica ile evlenmesini ayarlıyor…

Tancredi’nin aşağıdaki cümlesi, romanın düşündürdüklerini, hissettirdiklerini en kısa şekilde özetliyor aslında:

Eğer bir şeylerin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, değişmeleri gerekir.

Leopar, yazarın bildiği şeyleri yazdığını da çok ama çok hissettiriyor. 1896 doğumlu Lampedusa, aristokrat bir aileden geliyor; yüzyıllar boyunca Sicilya’da yaşamış, aristokrat bir aileden. 1’inci Dünya Savaşı’nda yer almış bir adam olarak zamanını Avrupa ve Amerikan edebiyatı okuyarak ve bunları diğer entelektüellerle Palermo kafelerinde tartışarak geçiriyor…

Belki doğruyum, belki yanlışım, bilmiyorum ama bana biraz İtalya’nın Fitzgerald’ı gibi geldi Leopar. Lampedusa, hali vakti yerinde olanların, parasızların aklına bile gelmeyecek dertlerini ele alırken, bir yandan da o zamanki politik, ekonomik ve sosyal yapıyı gözler önüne seriyor. Ve gösteriyor ki o zamandan bu yana değişmeyen bir şey var: insanların ne pahasına olursa olsun ölümsüzlüğü kovalayışı…

leopar

Tanıtım Yazısı:

Bazı eleştirmenler, Leopar’ın yalnız İtalyan değil, dünya edebiyatının bir başyapıtı, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olduğunu ileri sürer. Roman, Sicilya’da Bourbon Krallığı’nın çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın yaşamöyküsünü anlatır. 70 yaşına gelmiş, ilginç özellikleri ve uğraşları olan Fabrizio Salina, soylulara özgü dünyanın çöküşüyle birlikte yavaş yavaş ilerleyen kendi çöküşünü de hüzünle yaşar. Israrla sürdürdüğü geleneklerin, içine kapandığı görkemli dünyayı oluşturan öğelerin sessizce kayıp gittiğini, dönüşü olmayan sonun yaklaşmakta olduğunu gözler. Ne var ki, arkadan cıvıl cıvıl bir kuşak gelmekte, onun vaktiyle yaşadığı tüm duyguları, tüm heyecanları başka bir dekor içinde, başka koşullar altında onlar da tüm yoğunluğuyla yaşamaktadır. Bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak, denize bakan bir otel odasında dinlenmeye çekilen prens, mumun alevinin sönmek üzere olduğunu sezinler. Hayatının muhasebesini yapar ve, “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak her şeyi değiştirmeliyiz,” diye düşünür. Luchino Visconti’nin 1963’te beyazperdeye uyarladığı Leopar, sinema tarihinin başyapıtlarından biri olarak da anılmaktadır.

*Bu yazının orijinali canlabirsene‘de yayınlandı.
** Leopar, Her Ülkeden Bir Kitap projesinde İtalya’ya eklendi.

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir