Netflix’ten GLOW: Muhteşem kadınlar, gerçek hikâyeler, yumruklar ve tekmeler

Netflix’ten GLOW: Muhteşem kadınlar, gerçek hikâyeler, yumruklar ve tekmeler

GLOW, Gorgeous Ladies of Wrestling‘in gerçek hikâyesinden ilham alan, kadın gücünü, Amerika’nın ırkçılığını ve daha pek çok konuyu ortaya koyan bir Netflix dizisi.

GLOW, 1985’te, Los Angeles’ta geçen, 1986-1990 yılları arasında ortalığı kasıp kavuran Gorgeous Ladies of Wrestling’in (GLOW) gerçek hikâyesini temel alan bir dizi. Şimdiye kadar hiç ilgimi çekmeyen güreşi konu aldığını göre göre “oynat” tuşuna basmamın tek nedeni içinde kadınların olmasıydı açıkçası. Ve daha en başından şimdiye kadar bilmediğim bir şey öğrendim: tüm güreş maçlarının bir arka plan hikâyesi varmış. İşin içinde hikâye olduğunu baştan bilseydim, şimdiye kadar birkaç tane güreş maçını baştan sona izlemiş olurdum!

Ama konudan sapmayalım… GLOW, bir grup kadının ve zamanında isim yapmış ancak son zamanlarda oraya buraya savrulan bir yönetmenin hikâyesi. En azından 20’li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim ancak tam bir ergen gibi davranan zengin bir çocuk, “kadın güreş programı” hayalini gerçeğe dönüştürmek için işe almış bahsettiğim yönetmen Sam Sylvia’yı. Sam de casting firmalarından, bu televizyon serisinde rol alabilecek kadınları görüşmeye çağırıyor. Seçmeleri geçip de (ki Sam’in çok tuhaf kriterleri var, inanın) programda rol almaya hak kazanan kadınlar da birbirinden değişik kadınlar gerçekten. GLOW, bu kadınların bir yandan kendi hayatları, toplumdaki yerleri, kariyer çabalarıyla boğuşurken bir yandan da bir parçası oldukları projeye inanıp, onu başarıya götürme çabalarını ele alıyor.

glow netflix dizi

GLOW: Güreşin Muhteşem Kadınları

Kendilerini güreş ringinin ortasında bulan kadınlar arasında “gerçek bir aktör” olma hayalleriyle yanıp tutuşan ancak şimdiye kadar adam gibi bir rol alamamış Ruth, babası ve abileri güreşçi olan ve onları karşı çıkmalarına karşı kendisi de olmak isteyen Carmen; gündüz güreşip, gece ise çılgınlar gibi ders çalışan Arthie, kendini bir ‘kurt’ olarak kabul ettiren ve fazla sesi çıkmayan Sheila; Kate Nash’in canlandırdığı, yönetmenle yatıp kalkan Rhonda yer alıyor…

Bu kadınların çoğu ne hayatında güreşmiş, ne de spor yapmış. Hatta pek çoğu herhangi bir dizi veya filmde adam gibi rol bile alamamış; aktörlük deseniz, o da pek yok yani. Bir yandan güreşmeyi öğrenmelerini izlerken, bir yandan da özel hayatlarına konuk oluyoruz bu birbirinden ilginç kadınların. GLOW programının yıldızı olmak üzere işe alınan Debbie, mesela, daha yeni doğurmuş ancak kocası kendisini aldattığı için ondan ayrı yaşamaya çalışan, program için hazırlanırken çocuğunu ebeveynlerine bırakmak zorunda kalan bir kadın. Hepsinin hikâyesi, derdi başka yani…

glow netflix dizi

Irkçılık, reyting getirir mi?

GLOW dizisinde olanları temel alırsak, getirir. Başta da belirttiğim gibi, tüm güreş maçlarının arkasında bir hikâye ve hepsinin bir teması, bir birşeyi varmış. GLOW için de kadınların her birini bir karaktere sokmaya, maçları da bu doğrultuda oluşturmaya çalışıyorlar. Her ne kadar yönetmen Sam buna karşı çıksa da (ki kendisi de başlı başına inanılmaz bir karakter), Veronica Mars günlerinden hatırlayacağınız, Chris Lowell’in canlandırdığı ergen karakterli prodüktör Bash’in istediği oluyor: İngilizce aksanlı kız, fen dersinde iyi olan bir öğrenci, zenci karakterlerden biri ‘diva’ ve Hintli kız ‘terörist’ olarak konumlandırılıyor mesela. Hayır, ben saçmalamıyorum; bunu yapan saçmalıyor! Ama gelin görün ki halka açık ilk güreş maçında izleyenler yalayıp, yutuyor bu hikâyeleri. Hatta asıl parayı yatırdıkları final maçı ise Rusya ve ABD arasında; e tabii kazanan ABD oluyor.

Demem odur ki, GLOW pek çok şeyin yanında TV yapımcılarının bize yedirmeye çalıştıklarının asıl yiyip, yuttuğumuzu ve toplumun ayrıncılık aşkının, sığ görüşlülüğünün de popüler kültürü nasıl şekillendirdiğini sorgulatıyor.

Follow: