Kitap Yorumu

Pelosium’un gücü insanoğluna neler yaptırır?

pelosium-gezegen-mor-galaksi

Burak Erdoğdu, Pelosium’da yarattığı dünyada insanın en temel güdülerinin eline geçen güçle birlikte ortalığı nasıl savaş alanına dönüştürebileceğini, kendi hırslarına yenik düşerken etrafında nasıl zarar verebileceğini ele almış.

Burak Erdoğdu’nun kaleminden çıkan Pelosium, sonradan oldukça esprili, diğerlerinden farklı olduğunu öğreneceğimiz Kulke’nin önsözü ile açılıyor:

Ey aslında acz olduğu halde, kendini kâinatın en üstün varlığı görme gafletinde bulunan insan! Ne tarihin baki ne eselerin ölümsüz ne de iktidarın süresiz, bunu sakın unutma!

Âdeta hem bize, hem de tepemizdekilere sesleniyor, değil mi? Bir bilimkurgu romanından, bambaşka diyarlar oluştururken günümüzü başarılı bir şekilde eleştiren bir roman olan Polesium’dan bahsediyoruz. Her şey, Pelosium’un Zenith’li biri tarafından Adil Bey’in eline verilmesiyle başlıyor. Yıl 2200 ancak târihten de aşikâr olduğumuz gibi insan eline güç geçirmeye görsün, önce ideallerine odaklanarak başlıyor etrafını değiştirmeye, sonra da kendi hırsları araya giriyor. Kulke’nin baştaki seslenişinde belirttiği gibi, Adil Bey’in de iktidarı uzun sürmüyor: asıl aksiyonun başlayacağı 2400 yılına geldiğimizde bakıyoruz ki Adil’in yönetimi devrilmiş, onun yerine Teslim isimli biri geçmiş… E tabii o da her şeyi kendi istediği gibi yapmakta diretiyor…

pelosium-galaksi-mor-gezegen-burak-erdogdu

Pelosium’un gücünü küçümsemeyin

Pelosium’un da gücü sayesinde Teslim ülkesini istediği gibi yönetiyor. Mevcut duruma pek karşı çıkan yok gördüğümüz kadarıyla. Ama tabii ki Kulke dışında! Kulke, mesela, Teslim’in dayatılarına aykırı bir şekilde “seksin üreme dışında da bir işlevi olması gerektiğini” düşünüyor. Herkes vardiyasına yetişmeye odaklanırken, işe geç kalırken (ki cezası büyük!) düşünüyor bunları hem de. Hazza meyil, çalışmama istediğini doğurduğundan Teslim tarafından yasaklanmış ama tahmin edersiniz ki bizim Kulke hep haz peşinde! Hipnoz yeteneği sayesinde de evlenmeden, üreme amacı olmadan yatağa atmayı başardığı kadınlar ertesi sabah neye uğradıklarını şaşırıyor. Rebel, rebel!

Kulke, içinde bulunduğu düzeni sorgularken bir gün karşısına Ulak isimli, Zenith’ten gelen (ki nasıl geldiğini söylemiyorum; sürpriz olsun) biri çıkıyor. Ulak’ın orada olma nedeni ise şöyle: Teslim’in tacındaki pelosiumu alıp Zenith’e götürmezse gezegen yok olacak. Asıl aksiyon da kafaya koyup, bu hedefin peşine düştüklerinde başlıyor. Bir yandan ikisi Teslim’deki pelosiumu nasıl ele geçireceklerini düşünürken, bir yandan da Adil Bey’in kızı Lena ve Karanlık Ülke’den Aziz de aynı görevle yollarda. Bir yandan da Teslim’in hep çocuk kalan oğlu Kaza ve Teslim’in tacında gözü olan Zayi’nin önerisiyle yapılan bir işlemin sonrasında (ki bu da sürpriz olsun) inanılmaz güçlü bir canavara dönüşmesi var… Hepsinin birbirini yemesine tanık olarak kitabın sonuna ulaştığınızda ise meydanın kime kaldığına, Son Kral’ın kim olduğuna şok olacaksınız.

Günümüze göndermeler…

Başta da dediğim gibi, Burak Erdoğdu’nun Pelosium’daki günümüzdeki politik ve sosyal düzenle ilgili tespitleri tam yerinde ve kendisi bunları ortaya koymaktan da hiç çekinmemiş. Son olarak, Adil Bey’in ağzından hükümdarlık zamanlarındaki kendini anlattığı bir alıntıyla bırakıyorum sizi. Okuyun bakalım size birini hatırlatacak mı?

Ben Tanrı’nın dünya şubesiydim. Kendimi öyle görüyordum. Ben şirktim, gazaptım, azaptım, korkunçtum. Saplantılı bir yaratı isteğine tutuldum. Daha steril hayat, daha düzgün insanlar, daha erdemli bireyler derken kriterime uymayan ne varsa canlı cansız, doğmuş doğmamış, ölü diri demeksizin gazabımla helak ettim. Peki, ne için? Gezegenin menfaatleri için! Köküne kadar inandım buna; başka çarem yoktu! Gazabımla insanlığın üzerine çökmüş biri olduğumu kabul edecek değildim ya!