Practical Magic: cadılar, candır! Erkek öldüren büyü pek değil.

Practical Magic: cadılar, candır! Erkek öldüren büyü pek değil.

Yaşı benimkine yakın olanlar (34 oldum vesselam!), 1998 yılında vizyona giren, başrollerini Nicole Kidman ve Sandra Bullock’un paylaştığı Practical Magic (Aşkın Büyüsü) filmini çok iyi hatırlar. Ve hatta benim gibi senede en az bir kez izleyen bile vardır! Peki, filmin Alice Hoffman’ın aynı isimli romanından uyarlandığını bilen kaç kişi var? Bence pek yok çünkü araştırdığım ve gördüğüm kadarıyla her nedense Alice Hoffman, dilimize pek çevrilmemiş yazarlardan. Sadece The Dovekeepers, Hemen Kitap tarafından Güvercin Bekçileri olarak çıkarılmış, o kadar. Ayıp yani; ayıp! Ama konumuz o değil; konumuz, Practical Magic. Hem de banliyö büyüsü!

Practical Magic, kara büyü, kara!

İşin özü şu: kızkardeşler Sally ve Gillian Owens, ebeveynlerini kaybedince iki teyzelerinin yanına taşınıyorlar. Teyzeler cadı olduğundan onlar da cadı damgası yediği için banliyödeki çocukların onlardan buram buram kaçtığı, hatta tırstığı bir çocukluk geçiriyorlar. Teyzeler, mahalledeki kadınlar için aşk büyüsü, vs. yapıyorlar ve kızlar da aşkın insana neler yapabildiğini görünce hiç aşık olmayacaklarına dair yemin ediyorlar sürekli. Ama böyle bir dünya var mı? Yok, tabii ki!

Practical Magic, lavanta kokan, kargaların evlerin (aslında sadece Owens evinin) içine girip çıktığı, kaplumbağaların yüzük yuttuğu, adam öldürmek için silahların, bıçakların değil itüzümünün kullanıldığı bir dünya. Owens ailesinin de 200 yıldır bu işlerin içinde olduğunu düşünürseniz hayat tabii ki Sally ve Gillian için hiç kolay değil. Gillian zaten daha baştan teyzelerden (ve benim muhteşem olduğunu düşündüğüm ama kendisinin nefret ettiği o evden) ilk fırsatta kaçıyor. Hem de mümkün olduğu kadar uzağa. Sally ise evlenip, çocuk sahibi bile oluyor ama eşini kaybettikten sonra “hepsine lanet olsun” moduna bağlayıp, o da teyzeleri terk ediyor.

Cadılığını sahiplen kadın!

Ben kızdım hep Sally’ye. Practical Magic filmini izlerken sevmiştim (hâlâ da severim) ama kitabı okurken kızdım çünkü “sadece normal olmak istiyorum” triplerine giren insanlara gıcığım. Normalliğin tanımı nedir bir kere?! Filmde teyzelerden birinin de dediği gibi:

Canım kızım, normal olmanın ille de bir erdem olmadığını ne zaman anlayacaksın? Daha çok cesaretin olmadığını gösteren bir şey.

Di mi?

Ama işte insan kendine her zaman dışardan bakamıyor; aynı Sally gibi. Teyzelerden uzaklaşarak, onları yalnızca yaz aylarında lütuf gibi ziyaret ederek kendi geçmişinden, kim ve ne olduğundan kaçabileceğini sansa da işler hiç öyle gitmiyor. Hani “adam öldürmek için itüzümünün kullanıldığı bir dünya” demiştim ya Practical Magic için? İşte, Gillian ve Sally’nin (ve dolayısıyla Sally’nin kızları Antonia ve Kylie’nin) başı belaya girince kimi arıyorlar? Evet, doğru bildiniz; cadı teyzelerini!

Practical Magic, Alice Hoffman’ın aslen aile, abla-kardeş, banliyö hayatı gibi konulara değindiği bir roman. Ama işin içine gerçek büyü (ki edebiyatta çakmasının da hastasıyız; hisli olsun yeter) girince tek oturuşta bitecek ve bir süre sizinle birlikte gezecek bir hikâye çıkmış ortaya. Cadı olsun, olmasın, eminim kendinizi, kardeşinizi, teyzenizi, annenizi illa ki bulacaksınız bu karakterlerde.

Bu arada, geçtiğimiz yıl The Ice Queen‘i okurken Alice Hoffman’ın dilinden, beyninden büyülenmiştim. Şimdi yine aynısı oldu. “Yıldırım çarpmasına niye böyle takmış?” diye düşünmüştüm ama Practical Magic’i tekrar okuyunca beynimde yandı bir şimşek vallahi.

Başta da belirttiğim gibi, ne yazık ki kitabın Türkçesi yok ancak filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz:

Follow: