16. ÜKG Blog Turu: Doktor Uyku – Stephen King


Stephen King deyince aklıma gelenler şöyle: domuz  kanı, korkunç palyaçolar, romanlarından birini gece yatakta okurken en ufak bir tıkırtıya bile sıçramak… Stephen King, okuyan herkesin aklında kalan yazarlardan. Kim olduğunu bilmeyenler bile eminim ki farkında olarak ya da olmayarak kitaplarından uyarlanan filmlerden birini izlemişlerdir…

16’ncı blog turu takvimimiz şöyle:
05.10.2013 – Kitap Hayvanının Günlüğü – Ön Okuma
06.10.2013 – Zimlicious – Kitap Yorumu + Seri Hakkında
07.10.2013 – Kİtab-ı Sevda – Kitap Yorumu + Okurlar Ne Diyor
07.10.2013 – Romancekolik – Stephen King’e Dair
07.10.2013 – Sevgili Kitap – Kitap Yorumu + Karakter Fihristi
08.10.2013 – Yorumbaz – Kitap Yorumu + Alıntılar
08.10.2013 – Kitap Esintisi – Kitap Yorumu
08.10.2013 – Kağıt Kız – King Filmografisi

1947 doğumlu yazar, kariyerine dergilere kısa hikayeler satarak başlamış. İlk başlarda ret üstüne ret aldığını “On Writing” (Yazma Sanatı) isimli kitabında belirtiyor. Her gün 10 sayfa (2.000 kelime) yazıyor ve Noel, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü ve doğum günü dahi yazı günlerine dahil.
Eşi Tabitha’yla 1971 yılında evlenen King, aynı yıl Maine eyaletindeki Hampden Academy’de İngilizce dersleri vermeye başlamış. Akşamları ve hafta sonlarında yazmaya devam eden King, hem kısa hikayeler, hem de romanlar üzerinde çalışıyormuş. 1973 yılında dilimize “Göz” olarak çevrilen, Carrie isimli romanı Doubleday & Co. tarafından yayınlanmak üzere satın alınmış. Kitabın satışlarının iyi olması sayesinde öğretmenliği bırakıp, tam zamanlı bir yazar olmuş. Bugün dünyanın dört bir yanında çok satanlar listesine giren bir yazar olarak kariyerinin devamının nasıl geldiğini siz tahmin edin artık… Hatta öyle koyu fanatikleri var ki, Maine’e gidenler evinin önünden resim çekmeden geçmiyor.
Kendisiyle uzun süredir ayrı kalsak da ortaokulda okuduğum The Shining (Medyum) romanı, hiçbir zaman aklımdan çıkmayan kitaplardan. Stanley Kubrick’in yönettiği, Jack Nicholson’ın başrolde olduğu aynı isimli film de (Türkçesi “Cinnet”) kült filmler arasında. Alkolik ve asabi bir insan olan Jack Torrance, bu sorunlardan arınma umuduyla eşi Wendy ve 5 yaşındaki oğlu Dan ile birlikte Overlook Oteli’ne taşınır. Jack, kaldıkları süre boyunca kapalı olacak bu lüks otelin bakıcılığı görevini üstlenecek, bir yandan da yazdığı romanı tamamlamaya çalışacaktır. Dan’in medyum olmasının ve Overlook Otel’in geçmişinin de etkisiyle insanın tüylerini diken diken eden olayların meydana geldiğini söylememe gerek yok herhalde?

Medyum’dan bahsetmişken, popüler kültürde halen yer aldığını da belirtmem lazım. Aklıma gelenlerden 30 Seconds to Mars’ın The Kill klibi var mesela, Medyum’a yapılan başarılı göndermelerden…
Son olarak Glee dizisi de “Tina in the Sky With Diamonds” bölümünde (s05e02) Göz’e göndermek yaptı…

Doktor Uyku‘da ise ana karakterimiz, kocaman adam olmuş Dan Torrance. Bakımevlerinde çalışarak, zamanı gelenlerin “ölmelerine yardım ettiği” için Doktor Uyku lakabını takmışlar kendisine. Overlook Otel’deki olaylar sonrasında otelden sağ kurtulan 3 kişiden biri Dan. E başına gelenleri okuduktan sonra da “n’olmuştur bu çocuğa acaba ya?” diye düşünüyor insan. Doktor Uyku‘daki yazar notunda, Stephen King de bunu zaman zaman düşündüğünü itiraf etmiş. Hatta Kemik Torbası kitabının tanıtım turnesinde bir okuyucu da kendisine “Söyler misiniz, Medyum’daki çocuğa ne oldu?” diye sormuş. King, kitabı yazmanın kendisini korkuttuğunu da itiraf ediyor– aynı zamanda Doktor Uyku’nun filmin değil, kitabın devamı olduğunu da hatırlatıyor okurlara.

Dan, babasının alkolikliğinden neler çektiklerini bilse de kendisi de alkolik. Bakımevlerinde çalışıyor, evet, ama hiçbir yerde uzun süre kalmıyor. Overlook Otel’de başlarına gelenlerin travmasını yaşıyor hala tabii, nasıl yaşamasın ki! Teenytown kasabasına geldiğinde ise orada tanıştığı karakterlerin de yardımıyla bir Adsız Alkolikler (AA) grubu buluyor ve içkiyi bırakıyor. Burada da yine bir bakımevinde çalışıyor ve insanların ölmesine yardım ederken Azize diye bir kedi de var yanında. 

Diğer bir önemli karakter de 12 yaşındaki küçük kız Abra Stone. Dan gibi bir medyum olan Abra, onunla telepatik yollardan (böyle mi denir ki?) iletişime geçiyor. King, olayları iyice karıştırmak için bir de “Onlar” diye bir grup yaratmış. Bu grup da Dan ve Abra gibileri kaçırıp, onların güçlerinden besleniyorlar. Sonuçta ortaya “Aman Allahım sonra n’olacak acaba?” diyerek, tek nefeste okunan bir hikaye çıkıyor. 

Son olarak Stephen King’in bir bölümünde rol aldığı, bu ara herkesin dilinde olan Sons of Anarchy dizisine de gönderme yaptığını söylemem lazım. Kendisi, S03E03’te, Tara ve Gemma’ya yardım eden, “ceset temizleme uzmanı” olan bir karakteri canlandırıyor.

Kitabı okurken, varlığından yeni haberim olan Room 237 isimli bir filme de denk geldim. Cinnet filminde Stanley Kubrick’in neyi neden yaptığını, gözden kaçabilecek ayrıntıları analiz ediyor. Stephen King hayranlarının ve filmin olayını merak edenlerin seveceği bir film olduğunu düşünüyorum. 



Ve tabii ki çekilişimize katılmayı da unutmayın!


a Rafflecopter giveaway

Desteklerinden dolayı Altın Kitaplar’a teşekkürler!

Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir