2’nci blog turumuzun konuğu Corban Addison!

Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi (çocukların cinsel istismarı) kapsamında açılan dava sayısı 2006’da 3464 iken bu sayı 2007’de 4646’ya ulaştı.


İkinci blog turumuzda Feniks Yayınları’nın desteğiyle Corban Addison’un ilk romanı Güneşin Kızları’nı inceledik. Burada Corban Addison ile e-mail üzerinden yaptığım röportajı bulacaksınız. Kendisine bana hızlıca döndüğü ve sorularımı ayrıntılı bir şekilde yanıtladığı için çok teşekkür ederim. Yorumlar, ön okumalar ve kitap çekilişi için turdaki diğer bloglara da mutlaka uğrayın!

Kitap Hayvanı’nın Günlüğü: Kitap yorumu ve hikayenin ardındaki hikaye
Kağıt Kız: Ön okuma ve kitap çekilişi
Kitab-ı Sevda: Kitap yorumu ve okuyucu testi
Kitap Esintisi: Detaylı kitap incelemesi
Sevgili Kitap: Kitap yorumu ve alıntılar
Romancekolik: Kitap yorumu
Kitaplık Kedisi: Kitap yorumu
İnsan ticareti hakkında araştırma yapmaya ne zaman başladınız?
Güneşin Kızları fikri aslen eşimindi. Modern kölelik ve insan ticareti hakkında biraz bilgimiz vardı ancak bu, gelişmekte olan ülkelerle ilgili içeriklerle sınırlıydı. Genel olarak problemin Batı’da, Amerika’nın dört bir yanındaki şehir ve topluluklarda ne kadar yaygın olduğundan gerçekten bihaberdik. 2008 yılında “Kevin Kline ile Ticaret” (Trade with Kevin Kline) isimli bir film izledik ve problemin dünya genelinde ne kadar yaygın olduğu hakkında gözümüz açıldı. Eşimle bu sorun hakkında konuşmaya başladık ve bir-iki ay sonra romanın fikrini buldu. Bir süredir yazar adayıydım ancak önceden yazdığım şeylerin hiçbiri yayınlanmamıştı. Marcy, bunların hepsini bir kenara bırakıp bu sorunu dünyanın dört bir yanındaki okuyucular için insancıllaştıracak bir hikaye yazmamı önerdi.

Konu hakkında araştırma yaparken neden Hindistan’a odaklandınız?
Romanın kapsamının global, ayrıntıların ise samimi olmasını istedim. Hikayenin Avrupa ve Amerika’da geçen kısımları olacağını biliyordum ama Doğu’yu ve gelişmekte olan dünyayı da dahil etmek istedim. Hindistan besbelli ortada olan bir seçenekti çünkü oldukça ilginç ve renkli bir yer (bir romanın geçmesi için mükemmel bir yer). Bunun yanı sıra insan ticareti problemiyle, özellikle kentsel bölgelerdeki çocuk fuhuşuyla çevrilmiş bir yer. 
Roman için araştırma yapmak üzere Hindistan’a gittiniz. Hatta gizli bir şekilde genelevleri de ziyaret ettiniz. Neler gördüğünüzden biraz bahsedebilir misiniz?
Hindistan, tezatlar ve çelişkilerle dolu, büyüleyici bir yer. Bombay’de Back Bay’e bakan Queen’s Necklace’ta (Hindistan’daki en meşhur, uzun yol) bir dağın başını ziyaret edebilirsiniz. Sonrasında bir taksiye atladığınızda ise bir kaç mil ötedeki, Kamathipura’nın ana genelev muhitini ziyaret edebilirsiniz. Güzellik ve çirkinlik birbirleriyle altlı üstlü var oluyor Hindistan’da. Araştırmam kapsamında çocuk ticaretinin gerçekliğini gözlerimle görmem gerektiğini biliyordum ve bu nedenle gizli bir şekilde Kamathipura’nın genelevlerine gittim. Kızların, onları seks için satın almak üzere orada olduğumu düşünerek ışığın altında sıraya dizilmeleri unutulmaz bir deneyimdi. Kitapta tasvir ettiğim genelev, Bombay’de ziyaret ettiğim genelevlerden birinin tıpatıp aynısı. Bu deneyimden sonra okuyucuların bu konuya ilgisini çekmek için zorlayıcı bir hikaye yazmam gerektiğinden daha da emindim. 
Ahalya ve Sita eğitimli, önlerinde parlak bir gelecek olan kızlar. Ancak bir anda dünya başlarına yıkılıyor. Seks ticaretine zorlanan iki kızın kafa yapısına nasıl girdiniz?
Güneşin Kızları‘nı yazmanın en zor yanı Hindistan’ı, hem insanları, hem de memleketi doğru bir şekilde aktarmaktı. Ülkeyi ziyaret etmeden önce kültürel ve tarihsel olmak üzere hem kurgu, hem de kurgu olmayan pek çok kitap okudum. Bu, Hintli karakterlerimi oluşturmamda kritik bir noktaydı. Ama asıl Hindistan’daki Hintlilerle konuşmam Ahalya ve Sita’nın kafa yapısını ve kalplerini şekillendirmemde önemli derecede yardımcı oldu. Bazıları Ghai kardeşleri oluştururken gerçek kızkardeşleri model alıp almadığımı soruyor. Onlara Ahalya ve Sita’nın bütün araştırmalarım ve deneyimlerime dayanarak oluşturduğum karakterler olduğunu söylüyorum.

İnsan ticareti yapanların bu kadar rahat bir şekilde dünyanın dört bir yanına seyahat etmeleri nasıl mümkün oluyor?
İnsan ticareti yapanlar, özünde iş adamı olan kişiler. Yeraltı dünyasında, vicdan ve insanlık limitleri olmadan yürütüyorlar işlerini. Son derece sağduyulu kişiler. Ticaretin hem yasal, hem de yasadışı kanallarını kullanıyorlar. Bunun sonucunda da bizim gözümüzle görünmez halde oluyorlar. Bunu söylemişken, aynı zamanda savunmasızlar çünkü iş modelleri savunmasız. Örneğin, seks ticaretini ele alalım. Bir iş kolu olarak sıradan adamların esir alınmış kadın ve çocukların sunduğu seks hizmetleri için ödediği parayla hayatta kalıyor. Müşterileri polis tarafından hedef alınıp dünya çapında açığa çıkarılmadığı sürece seks ticareti büyümeye devam edecek. Diğer yandan paranın kaynağını takip eder, seks satın alanların peşinden gidersek –yani ticarete yakıt sağlayanların– ticaret yapanların seks ticaretinde çocukları esir almak için daha az isteği olacak. Eğer fuhuş için mevcut olan talebi dramatik bir şekilde azaltırsak, seks köleliğinde de dramatik biz azalma gözlemleyeceğiz. Seks tüccarları gözümüzün önünde saklanabiliyor, ancak ‘ürünleri’ne olan talebin azalmasına karşı koyamazlar. Aslında tüm bunlar ekonomik terimlerle açıklandığında oldukça basitleşiyor.
Neden kurgu olmayan bir kitap yerine roman yazmayı tercih ettiniz?
“Kurgu” kelimesinden pek hoşlanmıyorum çünkü gerçek olmayanı, fantaziyi, gerçeğin çarpıtılmasını ifade ediyor. Kitabımın hikayeden ilham alan bir gerçeklik aracı olduğunu düşünüyorum. Haber yerine bir hikaye yazmayı tercih ettim çünkü hikayelerin okuyucuların zihninin ötesine geçerek kalplerine erişmek gibi eşsiz bir özelliği var. Duygular ve tutkuyla öğrenmelerini, bunun sonucu olarak da harekete geçmelerini tetikliyorlar. Hikaye global bir dil, dünyanın ve zamanın dört bir yanında her kültür ve insan grubunda tınlayan bir iletişim yöntemi. Bu nedenlerle bir haber yazısı yerine roman yazarak daha fazlasını başarabileceğime inandım. Bunun dışında, zaten bu konuda yazılmış pek çok iyi, kurgusal olmayan yazı var. Ancak aynı konuda pek fazla roman yok. 
Facebook profilinizde kendinizi “güzel ve canlı olan herşeyi seven biri” olarak tanımlamışsınız. Güzelliği tanımlar mısınız?
Deneyen çok kişi oldu ancak kimsenin güzelliği tanımlayabileceğini düşünmüyorum. Güzellik, gördüğümüzde tanıdığımız bir şey. Gerçek, canlı ve hakiki; kelimelerden daha hakiki bir şey. Gerçekten konuşma ve düşünceyi aşıyor. Basitçe dört bir yanımızda, sayılmayacak kadar çok şekilde ve yerde, görülmek ve takdir edilmek üzere var oluyor.
Yeni bir roman üzerinde çalışacak mısınız?
“The Garden of Burning Sand” (Yanan Kumlar Bahçesi) isimli bir romanın redakte edilmiş taslağını yeni teslim ettim. Biraz gizem, biraz Afrikalı polisiye, biraz aile draması barındıran bir roman. Güney Afrika ve Amerika çerçevesinde, birbiriyle ilgili olan insan hakları sorunlarını işliyor. 2013 yılında dünya çapında satışa sunulacak. 
Türk okurlarınız için bir mesajınız var mı?
Türk okurlarıma: romanıma ve ele aldığı konuya gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkürler. Eminim ki dünya halkı olarak insan ticaretini kaynağına kadar takip etme cesaretini göstererek ve bunu sonlandırmak için bize düşenleri kabullenerek bu belaya gerçek çözümler bulabiliriz. Akıllıca hareket eder ve güçlerimizi birleştirirsek değişimi göreceğiz.

Kitabın Türkçe altyazılı fragmanını buradan izleyebilirsiniz:

Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir