Amsterdam’da düelloya var mısınız?

Ülkemizde Can Yayınları’ndan çıkan Amsterdam’da Düello, Ian McEwan’la üçüncü buluşmam. 

Öncesinde Atonement ve Yabancı Kucak‘ı okumuştum. (Yabancı Kucak yorumumu buradan okuyabilirsiniz). Yabancı Kucak‘ı kitap kulübü olarak okuduğumuzda hepimiz ayrı ayrı etkilendik kitaptan. Bu yüzden 1998 Booker Ödül’lü Amsterdam’da Düello‘ya da büyük beklentilerle başladım. McEwan’ı seviyorum hala; bu değişmedi. Ama beni alıştırdığı “Allahım neler oluyor!” şaşkınlığını bu kitapta bulamayınca üzüldüm açıkçası. 
Kitap kulübü olarak ödüllü kitapları devirmeye can atıyoruz hepimiz. Şimdiye kadar okuduklarımızdan pek hoşlandığımız söylenemez yalnız– ben, şahsen, ödüllü kitapları yorucu buluyorum. Özellikle Amsterdam’da Düello gibi, politik konuları hakkında bilgim olmayan bir bölgeyi ele alan ve politikanın rol oynadığı kitaplar sinirimi bozuyor açıkçası. Eminim ki konuyu bilenleri şaşırtacak, vs. birşeyler vardır kitapta ama tabii ki ben bunları bulup da çıkaramadım. 
Geçenlerde kitap kulübümle New York Times gazetesinin web sitesinde yayınlanan bu yazıyı paylaştım. Özetle yazı, Will Self’in Umbrella (şemsiye) isimli yeni romanının “iyi yazıldığını” ancak “iyi okunamadığını” söylüyor. Bunu yaparken de kült kitaplar arasında yer alan Guguk Kuşu‘nun yazarı Ken Kesey’nin bir söylemine yer veriyor:

Good writing ain’t necessarily good reading.

Yani, “iyi yazı her zaman iyi okuma demek olmuyor” demiş Kesey. Yazıyı okuduğumda aklıma direkt Amsterdam’da Düello geldi– kitabı okurken hissettiklerimi çok iyi özetlediğini düşünüyorum. Ölmüş bir kadını ilahlaştıran iki adamın birbirine düşmesini bir kenara bırakıp karakterlere baktığımız zaman Ian McEwan’ın başarısı açıkça belli oluyor tabii. Konusu sizi sarmasa da bu karakterlere belki gıcık olacak, belki onları seveceksiniz. Ama en önemlisi hepsinde kendinizden bir parça bulacaksınız.
Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir