Christmas in the Snow

Christmas in the Snow, bana her yurtdışına çıktığında kitap getiren çok sevdiğim arkadaşım Burcu’nun hediyesiydi. Karen Swan’ı daha önce okumadığım için tam kestiremiyordum tabii karşıma ne çıkacağını ancak Burcu’nun içine yazdığı yeni yıl dileğinde “aşk” kelimesini geçirmesi beni kitabın ‘chick-lit’ dediğimiz türden bir kitap olduğuna inandırdı. Genelde yanına pek yaklaşmadığım ancak çeşitli nedenlerden dolayı kendimi okurken bulduğum bir tür bu. Aralarda sevdiklerim olsa da çoğunda hayal kırıklığına uğradığımdan Christmas in the Snow’a da beklentilerimi en aza indirgeyerek yaklaştım açıkçası…

christmas in the snow

İyi ki öyle yapmışım çünkü Christmas in the Snow yılın beklenmedik sürprizlerinden biri oldu. Allegra Fisher, 30’lu yaşlarında, finans sektöründe çalışan, evinden çok işinde olan bir kadın. Kendisi tam bir işkolik. Bir gün yaşadığı Londra’da toplantıdan toplantıya koşarken, ertesi gün kendini başka bir toplantı için Viyana’ya uçarken bulabiliyor. Bu uçakta bakıştığı yakışıklı ise bir kaç gün sonra bir rakip olarak çıkıyor karşısına. İşi dolayısıyla bir nevi düşman olduklarından hislerini hep geriye atmaya çalışıyor Allegra ve çalıştığı sektörün finansal sektör olduğunu, finansal sektörde ne büyük paralar döndüğünü de göz önünde bulundurursanız işlerin nasıl karışıklaştığını tahmin edebilirsiniz sanırım.

Christmas in the Snow ile ilgili olarak dikkat çekmek istediğim birkaç nokta ise şöyle:

  • Allegra’nın biraz aşırı işkolik olduğunu düşünenler olabilir ancak inanın bana hiç abartı gelmedi. Allegra’yla aynı sektörde olmasa da aynı onunki gibi herşeyin çok hızlı bir şekilde değişebildiği bir sektörde çalışıyorum ve durumunu hiç abartı bulmadım açıkçası.
  • Kitapta bir aşk hikayesi var, evet. Ancak Swan sadece buna yoğunlaşacak baymıyor okuru çok şükür. Bir yandan Allegra’nın işiyle ilgili krizleri, üç kağıtları görüyor, bir yandan da ailesinin sırrını keşfediyoruz— ki burası tam Türk filmi olabilir aslında ama insan merak ediyor sonunda kimin kimin çocuğu, vs. olduğunu.
  • Bazı karakterler yine insanlardan tiksinmeme neden oldu. Ama onların kitaptaki amacı da oydu. Yapacak birşey yok.
  • Kitapta, Allegra’nın çalıştığı sektör erkek dominant bir sektör. Yazar ısrarla ve sürekli bir şekilde bunun üstüne basmış. Döndüm bir baktım da, bu kitap 2014’te yazılmış ve o zamanlarda başlamak suretiyle finansal sektör kadın yönetici sayısının giderek yükseldiği bir sektör. İşinde başarılı olmak ve ‘onlardan biri’ olduğunu göstermek için Allegra’nın erkeksi kıyafetler giymeye özen göstermesi ve kadınlığını sürekli bir şekilde saklama ihtiyacı duyması hiç ama hiç hoşuma gitmedi.
  • Christmas in the Snow’u okurken yıllardır gidemediğim kar tatillerini çok ama çok özlediğimi farkettim. Şu anda kayakları ayağıma taksam anında düşerim gibi geliyor ama cidden bir ara ayarlayıp en azından şömine karşısı sıcak şarap tatili ayarlamak lazım.

Demem odur ki, özellikle şu soğuk günlerde çok iyi gider Christmas in the Snow.

★★★

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir