Denizi Yitiren Denizci, sonunda iliklerinizi titreten bir his bırakıyor

Denizi Yitiren Denizci, sonunda iliklerinizi titreten bir his bırakıyor

Denizi Yitiren Denizci, Elif’in Favorileri #kitapchallenge kapsamında listeden okuduğum ilk kitap oldu. “Neden ikinci sıradan başladın?” sorusunun gerçek cevabı, “hiçbir fikrim yok.” Daha mantıklı, akla yatan cevabı ise kitap pek çok yerde tükendiğinden önce “yazarın başka bir kitabını mı okusam?” diye düşünsem de ne yapıp, edip, sahaflardan zor bela bularak okumam. Listeyi göz önünde bulundurduğumda mantıklı bir seçimle mi başladım, bilmiyorum; onu Kitaplık Kedisi’ne sormak lazım ama daha kafadan çok etkilendiğim bir kitapla başladığım kesin.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Japonya’da geçen Denizi Yitiren Denizci, (adı üstünde) deniz Ryuji Tsukazaki ile Avrupa’dan lüks ürün ithal eden, kendi de Avrupalı gibi yaşayan, dul bir kadın olan Fusako Kuroda ve kadının tuhaf oğlu Noboru’nun hikayesi. Bu kısa tanıtım sonrasında bazı şeylerin kafanızda oluştuğunu hissedebiliyorum: denizciyle kadın aşık oluyor, adamın bir şekilde kadının oğluyla da geçinebilmesi gerekiyor, adam kadının aşkıyla ilk aşkı olan denizi yitiriyor. Evet, çok basit haliyle böyle. Ama inanın hikayenin anlatılışı, içerisinde yer alan, gerçekçi (hatta büyülü gerçeklikli) detaylar hiç ama hiç o kadar basit değil.

denizi yitiren denizci kitap yorum yukio mişima zimlicious

Denizi Yitiren Denizci, kontrastlar arasında gidip geliyor

Kitabı bitirdikten sonra şok etkisini atlatmaya çalışırken aklımdan geçen yazar Yukio Mişima’nın kontrastları ele alışı oldu. Yaz mı, kış mı; su mu, kara mı; birileriyle olmak mı, yalnızlık mı; oradan oraya sürüklenmek mi, belli bir yerin olması mı; ihtişam mı, hiçlik mi… Seçmek durumunda kalsak bunlardan hangilerini tercih ederdik? Benim şahsen hiçbir fikrim yok. Ama şundan eminim ki o anki ruh halime, psikolojime ve içinde bulunduğum duruma göre mutlaka farklılık gösterirdi. Işte, Mişima da hikayesine bu kontrastları serpiştirerek aslında “insanlık hali” dediğimiz şeyi sorgulatıyor okura.

Diğer yandan karakterler, hiç sevebildiğim karakterler olmadılar. Elimden gelse hepsini tokatlar ya da en azından omuzlarından tutup sarsardım. 13 yaşındaki Noboru, mesela, bir yandan bakıldığında aslında normal bir ergen. Seks, erkekliğin anlamı ve “yetişkin olma” olgusunu sorgulayan bir çocuk. Diğer yandan da hem kendisi, hem de arkadaşları cidden psikopat çocuklar; öyle ki bana Sinekler Tanrısı ve Ağaçtaki kitaplarındaki çocukları anımsattılar. Yetişkinlerin sahte, ikiyüzlü ve duygusal olduğuna inanıyorlar ve bu hiç hoşlarına gitmiyor. Kendileri de duygusal olmamak, “erkek olmak” için çok asap bozucu yöntemler üretiyorlar. Öyle ki annesiyle ilişkisi ilk başladığında Ryuji’yi idol gibi gören bu çocuklar, Fusako’ya iyice tutulduğunda, onun için “denizi yitirdiğinde” adamın yumuşak ve romantik olduğuna karar veriyor ve sonrasında spoiler vermemek için bahsetmeyeceğim, aklınızın almayacağı bir olay yaşanıyor.

Ryuji ve Fusako da dışarıdan kararlı, ne yaptığını, ne istediğini bilen tipler gibi görünse de sonradan dünyanın en kararsız, kendinden emin olmayan insanları haline geldikleri için sinirimi bozdular. Bunu Mişima bilerek mi yaptı, yoksa ben mi böyle anladım bilmiyorum ama “karakterli” görünen bu insanlar, kitabın bir yerinden sonra iyice “karaktersiz” gözükmeye başladılar gözüme. Sadece Ryuji, Fusako ve Noboru da değil olay; Denizi Yitiren Denizci hikayesinde karşıma çıkan karakterlerin tamamı bir bakıma kırık dökük, arızalı tiplerdi. Durum böyle olunca da yazarın aklına böyle şeylerin nasıl geldiğini inanılmaz merak ettim tabii ki…

denizi yitiren denizci yukio mişima kitap kapak

Mişima’nın yaşamı da başlı başına bir roman gibi

Kitabın sonunda yediğim tokadın ardından araştırdım yazarı. Kendi hayatı da kitap gibi, film gibi olan bir insandan bu hikayenin çıkması hiç de anormal değil aslına bakarsınız. İşte, Denizi Yitiren Denizci hikayesinin yazarı Mişima’nın sıfat bulamadığım hayatından ilgi çekici başlıklar:

  • Çocukluğunu büyükannesiyle geçiriyor. Kadın oğlan çocuklarla oynamasına izin vermiyor; yalnızca kız kuzenleri ve bebeklerle oynamasına izin var.
  • Büyükanne, aristokratik bir aileden geliyor ve geleneklerine sımsıkı sarılan bir kadın.
  • Mişima, 12 yaşında anne-babasının yanına geri dönüyor. Annesiyle olan ilişkisi, biyografisini yazanlar tarafından “ensestliğe yakın” şeklinde tanımlanıyor.
  • Babası sert, disiplin hayranı bir adammış.
  • Mişima, Japonya’nın modernleşmesine karşı gelerek, samuray değerlerini savunmuş.
  • Mişima, seppuku yöntemiyle intihar etmiş ve bunun tamamlanması için birlikte yer aldığı grubun üyelerinden biri kafasını kılıçla kesmiş! İntiharını da bir yıl öncesinden planlamış ve grup üyelerinden başka kimselere haber vermemiş!

Denizi Yitiren Denizci, okurken yaşadığım şokları ve sonunda bıraktığı o lanet hissi hiçbir zaman unutamayacağım bir kitap oldu.

Follow:

2 Comments

  1. 29 Aralık 2018 / 17:45

    İnsanı allak bullak eden bir kitap bu. Sanırım en çok bu yüzden seviyorum Mişima’yı. 😀
    Edebiyatın insanı bu derece etkileyebilmesi başlı başına bir büyü. Mişima da Gandalfgillerden kanımca. 🙂

    Mantıklı bir seçim mi? İnan bilmiyorum ama daha sakin bir şeyler okumam lazım dersen ikinci kitabın Aşk Romanları Okuyan İhtiyar olsun. Sepulveda hayatımızda olsa, ona ikimiz de aşık olmuştuk Simay, öyle söyleyeyim. 🙂

    • zimlicious
      Yazar
      5 Ocak 2019 / 14:25

      Ayy valla okuyacaklarım için çok heyecanlıyım bu yıl. Onu da öne alacağım! 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir