Düşmüş melekler başa bela

Dan diye dalıyorum yazıya ama Türkçe kapak orijinaline çok benzemesine rağmen acayip dandik gözükmüyor mu?! Serinin önceki kitaplarının Türkçe kapakları da çirkindi. Neden, Artemis, neden? Neyse… Düşmüş Melekler Şehri, Ölümcül Oyuncaklar serisinin 4’üncü kitabı. Yani önceki kitapları okumayanlar için bu yazı çok fazla spoiler içeriyor olacak.
Şimdiye kadar okuduğum Genç Yetişkin (YA) kitapları arasından favorim olan seri Ölümcül Oyuncaklar. Cassandra Clare’in hem yaratıcılığını, hem de anlatımını bayağı beğeniyorum. Röportajlarda aslen bir triloji yazdığını ancak sonradan yayınevinin de kararıyla serinin uzatıldığını okumuştum. Düşmüş Melekler Şehri’ni okurken yine bu aklıma geldi çünkü hikayenin devam ettirilmesi gerektiği, bunun için bazı değişiklikler, yenilikler olması gerektiği çok barizdi. Daha çok Simon’ın etrafında dönüyor kitap ve ben Simon’ı pek severim. Ama kurtarmadı, biraz baydım okurken. 
Baydım derken de orta kısımlarda baydığımı belirtmem lazım. Kitabın sonunda yine bir heyecanlandım çünkü Clare bu kitapta da insanı merakta bırakıyor ve şaşırtıyor. Isabelle her zaman çok eğlenceli bir karakterdi ve bu kitapta da çok güldürdü beni. Simon her zamanki Simon ve her ne kadar kitabın başında iki kızı birden görütüyorsa da ‘vampire mojo‘ diye bir şey yok arkadaşlar! Kitaba yeni katılan Jordan isimli arkadaşı da tuttum. Bakalım ileride ne rol oynayacak hikayede. Magnus ve Alec’e erimeye devam ettim tabii; bayılıyorum bunlara.


Jace: “You and your name-dropping. ‘I knew Michael.’ ‘I knew Sammael.’ ‘The angel Gabriel did my hair.’ It’s like I’m with the band with Biblical figures.”

Şunu da belirtmem lazım ki Jace ve Clary benim sinirime dokunmaya başladı. Jace’in sarkastik tarafı bayağı güldürüyor beni ancak Clary’nin ‘bu beni yanında istemiyor. Bu beni sevmiyor. Bana neden birşey anlatmıyor?’ tavırları sinirime dokunmaya başladı artık. Bir an karakterler benden 12 yaş küçük olduğu için mi fenalık bastı acaba diye düşündüm ama alakası yok. Benim yaşımdakiler de yapıyor gayet bu tripleri. Sonra da ‘insanların derdi ne?’ diyerek daha bir sinirlendim ya neyse.
Spoiler vermeden kitabın can noktasını aktarıyorum size: birileri Gölge Avcıları’nı öldürüyor ve kim olduğunu, neden olduğunu öğrenince çok şaşıracaksınız. Ben şaşırdım en azından.
Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir