‘Kaçığın Kızı’nın yazarıyla söyleşi ve kitap yorumu

Bu yazıda hem Kaçığın Kızı yorumumu, hem de yazar Megan Shepherd’la gerçekleştirdiğim röportajı bulacaksınız. Kitabı okuduktan sonra kendisiyle irtibata geçmeden duramadım. Neden derseniz…

Artık alıştık klasiklerin modernleştirilmesine. Ancak, cidden, kırk yıl düşünsem bir yazarın H.G. Wells’in klasik sci-fi romanı Dr. Moreau’nun Adası‘ndan (The Island of Dr. Moreau) esinleneceği aklımın ucundan geçmezdi. Okuyanlar bilirler, kolay bir kitap değil bu. Hayatı sorgulatan kitapları sevsem de bu kitabın sorgulattıkları insanı rahatsız eden, hatta kabuslar görmesine neden olabilecek konular. Sağolsun, yazarımız bu konudaki merakımı bir derece giderdi. Röportajı yorum sonrasında okuyabilirsiniz.
Yılda birden fazla kitap okuyorsanız birbirine benzeyen hikayeler, karakterler, sürekli tekrar eden mesajlar kaçınılmaz oluyor. Özellikle de Young Adult kategorisine giren kitaplarda… DEX’in yayınladığı Kaçığın Kızı benzerliklerden sıkılanlara çok iyi gelecek.
Bir kitabı rastgele elime alıp, ne olduğunu bilmeden okumak, özellikle de ilk 10 sayfa sonrasında da ilgimi çekmeye devam ettiği zaman çok hoşuma gidiyor. Kaçığın Kızı da hop diye elime geçen, beklenmedik bir sürprizdi. Bu nedenle Shepherd’ın bilim-kurgunun üstatlarından H.G. Wells’in The Island of Dr. Moreau kitabından esinlendiğini sonradan öğrendim. Bu, kitabın başından sonuna kadar yaşadığım, hem de yaşamaktan keyif aldığım deja-bu hissini açığa kavuşturmuş oldu.
Ana karakter ve anlatıcı Juliet Moreau’nun babası yaptığı korkunç deneyler yüzünden suçlanınca ortadan kayboluyor. Annesi de vefat edince biz Juliet’le tanıştığımız sırada kendisini Londra’da bir hastanede temizlikçi olarak çalışırken buluyoruz. Juliet, sağda solda duyduğu dedikodulardan yola çıkarak babasını aramaya koyulduğunda eskiden evlerinde uşak olarak çalışan Montgomery’yi buluyor. Montgomery’nin babasıyla bir adada yaşadığını öğrenince onunda adaya gitmekte karar kılıyor. Hem babasının, hem de Montgomery’nin yardımcısı olan Balthasar’la birlikte gemiye binerek yola koyuluyorlar. Yolda Edward isimli bir kazazede bulunca onu da yanlarına alarak adaya ulaşıyorlar. Babasına kavuştuğu için sevinen, bir yandan da başını belaya sokan deneylerin gerçek olup olmadığını, babasının adada ne tür çalışmalar yaptığını merak eden Juliet hiç aklına gelmeyecek bir ortamda buluyor kendini.
İlk kitabı olduğu seriyle aynı adı taşıyan Kaçığın Kızı, The Island of Dr. Moreau‘ya çok benziyor. Bu, olumlu anlamda bir benzeme. Shepherd, Wells’in çarpıcı dünyasına ve karakterlerine yeni bir ses, yeni bir nefes vermiş. Hatta orijinal eseri okuyanlar, okumayanlardan çok daha fazla heyecanlanacaklar. Öncelikle, ana karakterimizin soyadının Moreau olduğu dikkatinizi çekmiştir. Montgomery de orijinal kitaptaki Dr. Moreau’nun biyolojist yoldaşının ismi. Benzerliklerin tümü böyle “ay ne güzel” dedirten cinsten değil tabii…
Juliet’in babasının da başı orijinal Dr. Moreau gibi hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerden dolayı belaya giriyor; “vivisection”, yani “bilimsel araştırma amacıyla canlı hayvanlar üzerinde cerrahi deneyler yapma”. Dr. Moreau, adada da Londra’da yaptığı gibi canlı hayvanlar üzerinde deneyler yapmayı sürdürmüş. Juliet, bir yandan bu korkunç gerçekleri kavramaya, bir yandan küçüklükten beri hoşlandığı Montgomery’ye karşı hislerini çözmeye, bir yandan da kazazede Edward’ın kim olduğunu, ona neden iyi davrandığını çözmeye çalışıyor.
Kaçığın Kızı’nın en beğendiğim yanı, rahatsız edici olsa da okura etik kabul edilen kuralları, kendi inançlarını sorgulatması. Kitabın orijinali de 1896 yılında yayınlandığında ahlaki tartışmalara yol açmış. Acı, eziyet, ahlaki sorumluluklar, insanlık ve insanın doğayla, bulunduğu ortamla ilişkisine de dem vuran kitapta okurlar da bilimin sınırlarını yeniden sorgulayacak. Bununla birlikte “kanımdan, canımdan olan, sevdiğim bir insan yanlış olduğunu bildiğim bir şeyi yapsa, bunu dile getirmeme rağmen yapmaya devam etse arkasında durur muyum?” sorusu ilk sayfadan kitabın sonuna kadar aklınızın bir köşesinde dolanacak.
YAZARLA SÖYLEŞİ
Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
 
Çok yaratıcı bir çocuktum ve kafamın içinde hikayeler oluşturmayı çok seviyorum ancak hiçbir zaman yazar olmayı düşünmedim. Yabancı hizmetlere katılmayı ve dünyayı dolaşmayı istiyordum. Yurtdışında bir kaç yıl geçirdim ve ABD Barış Gücü’nde, Batı Afrika’da iki yıl görev yapmamın ardından tanışıklığımın olduğu birisi blogumu okudu ve yazar olmayı düşünüp düşünmediğimi sordu. Birden bunu yapabileceğim kafama dank etti ve o gün bugündür yazmak benim için bir tutku.
Bir kitapçıda büyüdüğünüzü okudum. Bu, Zimlicious okurlarının çoğunluğunun hayal ettiği bir durum. Nasıldı çocukluğunuz?
 
Gerçekten rüya gibi bir çocukluktu. Ailemin kitap dükkanı evimizden birkaç blok ilerideydi. Okul sonrasında oraya gider ve kitap okurdum; orada 3 yıl çalıştım. Küçük bir kasabadanım; yani kitapçı bir şekilde insanların toplandığı bir yerdi ve orada arkadaşlarıma ve tanıdıklarıma rastlayacağımı bilirdim. Ebeveynlerim hala kitapçının sahibi… dükkanın 38’inci yılını kutlamak üzereler!
Kaçığın Kızı, H.G. Wells’in Dr. Moreau’nun Adası isimli kitabından esinlenmiş. Dr. Moreau’nun Adası‘nı ne zaman okudunuz ve sizi nasıl etkiledi?
 
Dr. Moreau’nun Adası’nı ilk kez 90’lı yıllarda, Val Kilmer ve Marlon Brando’nun oynadığı filmi çıktığında okudum. Hikayeden hemen etkilendim. Her zaman heyecan verici maceraları, hayatta kalma savaşı, tropik ve hayvanlarla ilgili temaları sevmiştim.
Bazı karakterlerinizin isimlerinin de H.G. Wells’in kitabından esinlendiğini farkettim. Karakterlerinizin isimlerine karar verme sürecinizden bahseder misiniz?
 
İsimlerin bazılarını Wells’in kitabından aldım: bunlar Doktor Moreau, asistanı Montgomery ve kazazede Edward Pendrick (ben soyadını Prince’le değiştirdim). İsimleri ve hikayedeki rolleri benzer olsa da Kaçığın Kızı‘nda hayat hikayelerini ve kişiliklerini oluştururken imtiyaz kullandım.
Doktor Moreau gerçekten bir “kaçık” mı yoksa “herşey bilim için” diyerek yaptığı deneyleri haklı çıkarabilir mi?
Sanırım Doktor Moreau çalışmalarına başladığında kafasında fedakar idealleri vardı. Deneylerine de şans eseri başladı ve delirişi uzaklaştırılıp adada, toplumdan uzak yaşamaya başlayınca gerçekleşti.* Juliet’e tekrar kavuştuğunda itibarlı özelliklerinin kaybolmuş olduğunu düşünüyorum
*Spoiler vermemek adına yazarla ortak karara vararak bu cümle edit edilmiştir.
Juliet doğru olanı yapmaya inanan, güçlü ve inandıklarının arkasında durmaktan korkmayan bir kız. Onun inançlarını ve değerlerini keşfetmek nasıldı?
Özellikle Viktorian zaman diliminde yaşamasından dolayı Juliet yazması büyüleyici olan bir karakterdi. Juliet’in inançlarının çoğu o zamanlarda bir kız için “anormal” görülüyor. Bilimle ilgilenmek, çalışmayı istemek, seyahat etmek istemek mesela… Halbuki bunların hepsi bugün “normal” şeyler.

Juliet’in yerinde olsaydınız babanızın yaptıklarını öğrendiğinizde tepkiniz ne olurdu?

 
Bu, hayal etmesi çok zor birşey. Dilemmasıyla empati kurabiliyorum. Bir ailesi ve evi yok ve babasıyla iyi geçinmeyi, onun hayatında bir yeri olmasını çok istiyor. Ancak babasının yaptığı bilimsel deneyleri keşfettiğinde ne yapacak? Ben olsam sanırım hemen o adadan kaçardım!

Peki yine Juliet’in yerinde olsaydınız Montgomery’den mi Edward’dan mı hoşlanırdınız? (Kitabın sonunu hesaba katmadan tabii)
 
Edward’ın da çeşitli erdemleri var tabii ama her zaman Montgomery’nin tarafındaydım. Çocukluklarından gelen bağlarını, Montgomery’nin yaptığı ciddi hataları telafi etmeye çalışmasını seviyorum. Aynı zamanda bazen onu zor seçimler yapmaya zorlasalar da güçlü değerleri olmasını da seviyorum.
Montgomery, yaptığının yanlış olduğunu biliyor ancak aynı zamanda yaptığıyla gurur da duyuyor. Doktoru etkilemek neden onun için bu kadar önemli?
 
Montgomery babasını tanımamış ve annesi o küçükken ölmüş. Doktordan başka ona örnek olacak kimsesi olmamış. Doktor onu adaya götürdüğünde Montgomery 12 yaşındaydı. Sanırım doktor kötü bir insan olduğu halde onu etkilemeye çalışarak Montgomery’de bir çeşit Stockholm Sendromu oluştu.
Kitabı yazarken ne gibi araştırmalar yaptınız?
 
Çok geniş bir araştırma yaptım! Viktorian dönemini çok araştırdım: kıyafetleri, korseleri, görgü kurallarını, toplum kurallarını… Gemiler ve gemicilik, piyano müziği, tropik iklimler ve ameliyat konularında da çok araştırma yaptım. Ameliyatla ilgili araştırmalar favorimdi.
Serinin devamıyla ilgili birkaç ipucu verebilir misiniz? Montgomry ve Juliet sonunda hislerine teslim oluyorlar mı?
 
İkinci kitap Juliet Londra’dayken başlıyor ve adadan döndüğünden beri neler yaptığını, adada bıraktığı kişilere ne olduğunu öğreniyoruz. İkinci kitaptaki temalar ve bilimsel konuların bazıları The Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde ile Karındeşen Jack‘in (Jack the Ripper) kullandığı bilimden esinlendi. Spoiler vermek istemiyorum ama Juliet’in aşk macerası kesinlikle devam ediyor. Üçüncü kitap ise Kuzey İskoçya’da geçiyor ve Frankenstein‘dan esinlendi.
Kitabın film haklarının alındığını öğrendim. Ana karakterleri hangi oyuncuların oynayabileceği konusunda fikirleriniz var mı?
Kitap beyaz perdeye aktarılacağı için çok heyecanlıyım! Fake Empire ve Paramount’taki prodüktörlerle çalışmak müthişti. Henüz oyuncular hakkında düşünmeye başladılar mı bilmiyorm ama kitabı yazarken Juliet’i Keira Knightley, Montgomery’yi Chris Hemsworth ve Edward’ı genç bir Johnny Depp olarak düşünmüştüm. Tabii ki bu aktörlerin yaşları karakterleri oynamaya uygun değil ancak bugünkü genç aktörleri pek tanımıyorum!
Cage serisi kitaplarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
 
The Cage, 2014’ün yaz aylarında piyasaya çıkacak olan, halen üzerinde çalıştığım bir bilim kurgu üçlemesi. İlk kitabı yeni bitirdim ve bu seriyle oldukça eğleniyorum! Kitap, süperzeka ve “psychic” bir uzaylı ırkıyla ilgili. Uzaylılar, 6 genci kaçırıyorlar ve onları bir hayvanat bahçesine koyuyorlar. Kaçığın Kızı‘ndan farklı bir seri olsa da delilik, aşk, tehlike ve insanları hayvanlardan ayıranın ne olduğuyla ilgili sorular bunda da var.
Türk okurların kitabınızdan ne almasını umuyorsunuz? Onlar için bir mesajınız var mı?
 
Kitabımın Türkiye’de yayınlanması çok heyecan verici! Türkiye, uzun süredir ziyaret etmeyi istediğim bir ülke. Aslında, The Cage serisindeki karakterlerden biri Türk. Umarım Türk okurlar kitaplarımı severler!

Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir