Marie Kondo kitaplardan uzak dursun, herkes rahatlasın!

Marie Kondo kitaplardan uzak dursun, herkes rahatlasın!

Genel itibariyle düzenli bir insanım: neyi, nereye koyduğum bellidir; bir süre salsam bile ortalığı iyi toparlarım, bilgisayarımın masaüstündeki dosyaları bile mıncık mıncık klasörlerim ve obsesif kompülsif bozukluğun da getirdikleri ile bir şeyi koyduğum yerde bulamazsam deliririm… Belki de bu yüzdendir Marie Kondo ve Netflix’teki “Tidying Up With Marie Kondo” programını görünce oturdum, izledim; merak ettim neyi nasıl toparladığını…

Birinin (ki bu Marie Kondo), insanların kendi kendine yapması gereken bu kadar basit bir şeyden para kazanabilmesine inanamıyorum. Takdir ediyorum kadını böyle bir boşluğu yakaladığı için tabii ama kullanmadığın, kullanmayacağın, sana bir şey ifade etmeyen eşyaları ayıklayıp atmak ya da durumlarına göre ihtiyacı olanlara dağıtmak bu kadar zor olmamalı. Diğer yandan İngilizce’de “hoarding” diye geçen, Kompulsif Biriktirme Hastalığı (dispozofobi) diye bir gerçek de var. (Meraklıları için onun da TLC’de programı var) Hele ki dispozofobiyi de göz önünde bulundurunca Marie Kondo’nun “size mutluluk veriyorsa tutun” yaklaşımı iyice saçma geliyor; şimdiye kadar izlediğim programlardan yola çıkarsam dispozofobiye sahip insanlara huzur veriyor o kadar eşyanın içinde oturmak.

Marie Kondo doğru mu, yanlış mı?

Marie Kondo, pek çok konuda mantıklı geldi bana: evet, zamanla bir sürü gereksiz eşya dolduruyoruz evimize ve her yer tıkış tıkış oluyor. Benim oturduğum daire, ufacık bir daire mesela. Benim ve birlikte yaşadığım kardeşimin eşyalarının yanı sıra uzun süre önce Turgutreis’te, çok daha küçük bir evde yaşamaya başlayan ailemin geride bıraktığı, atmak istemediği eşyaları da var. Bu nedenle her şeyi, her yere tıkış tıkış yerleştirsek de yine başka şeylere yer kalmıyor. O yüzden sıklıkla kıyafetleri, ıvır zıvırları ayıklayıp verebildiklerimizi veriyor, birine verilmeyecek halde olanları da atıyoruz. Başka insanlar da bunu neden kendi kendilerine yapamıyor; onu anlamıyorum.

Bazıları dağınık seviyor; bu da bir gerçek. Marie Kondo bunlarla ne yapıyor acaba? Ama bu kadar aşırı bir ucu sorgulamayacağım şu anda.

Sonra gelelim “size mutluluk veriyorsa” kısmına…

Bu kısım bana hem mantıklı, hem de dünya saçması geliyor. Daha en başta alışveriş yaparken bize mutluluk vermeyecek şeyleri almıyoruz genelde; bu bir. İkincisi de mutluluktan ayrı bir şekilde, sırf ihtiyaç olduğu için almamız gereken şeyler de var: mesela çöp torbası. Çöp torbasına mutlulukla da bakamıyorum; nefretle de. Onun işi çöplerimi içinde toparlayıp, atmamı sağlamak. Sonra mesela çatallar-bıçaklar var. Elime bir çatal alıp baktığımda bana mutluluk falan vermiyor ama elle yemek yiyemeyeceğime göre ona ihtiyacım var. Anlatabiliyor muyum?

Kitap düşmanı Marie Kondo

Şimdi gelelim kitaplara…

Yine Netflix’teki Minimalizm belgeselini izlerken de bir gerilmiştim; “acaba sıra kitaplara gelince ne diyecekler?” diye. Ama onlar kitapmış, kıyafetmiş ayırmadan ne diyorlar, biliyor musunuz? “Sizin için önemli olduğunu düşündüğünüz şeyleri tabii ki tutun.” Aferin yahu dedim kendi kendime çünkü son zamanlarda kapitalizme, tüketimciliğe “eşyaya ihtiyacınız yok!” diye isyan ederek karşı koyanlara uyuz oluyorum. Çünkü istesek de, istemesek de eşyalara ihtiyacımız var. Benim var, en azından. Hayat giderek hızlandığı ve mutsuzlaştığından boş duvarları olan bir salonda değil, baktığımda beni mutlu eden resimlerin asılı olduğu duvarlara sahip bir salonda oturmayı tercih ediyorum. Bu belki kendini minik şeylerle mutlu etmenin en ezik yolu olabilir size göre ama benim için budur olay.

Şimdi gelelim Marie Kondo ve kitaplara… Marie Kondo’ya göre hayatınızı “organize ederken” kıyafetler sonrasında ilk ayıklamanız gereken kategori kitaplar. Bunlar, duygusal bağımızın bulunduğu eşyalardan önce geliyor. Ben buradan şunu anlıyorum: Marie Kondo’ya göre okuduğumuz kitaplarla aramızda duygusal bir bağ olamaz. Işte, burada benim tepem atıyor çünkü annemden, babamdan, arkadaşlarımdan daha çok sevdiğim kitaplarım var benim!

marie kondo kitap sandman neil gaiman zimlicious
Bakın Sandman geldiğinde ne kadar mutlu oldum; hala ara ara kucaklıyorum valla.

Marie Kondo, bu ayıklama sürecinin sonunda da “ideal olarak 30 veya daha az kitap barındırmalısınız” diyor. Canına susamış herhalde. En son saydığımda (ki altı ay falan olmuştur) raflarımda 1100’den fazla kitap vardı. Okuduktan sonra bir daha okumak istemeyeceğimi düşündüklerimi, yani duygusal bağ kuramadıklarımı zaten ya tanıdıklara veriyor, ya kitap kumbaralarına atıyor ya da okullara bağışlıyorum. Ama diğerlerini insanların ellemesine bile izin vermiyorum çoğu zaman; canları acısın, başlarına bir şey gelsin istemiyorum. Marie Kondo, kendi yöntemini “mutluluğu seçmek” olarak tanımlıyor ancak mutluluğun tek bir tanımı olmadığının farkında bile değil. Kimi pul biriktirince mutlu olur, kiminin kahve fincanı veya tuzluk koleksiyonu olur; ben de kitaplarla mutlu olanlardanım. Marie Kondo da ayağını denk alsın; kitaplarıma dokunanı yakarım.

Siz lzlediniz mi programı? Marie Kondo yöntemiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Paylaşın, konuşalım!

Follow:

4 Comments

  1. 22 Ocak 2019 / 01:43

    Marie Kondo’nun size mutluluk veriyorsa tutun yaklaşımı ile en fazla 30 kitap barındırın söylemi bir tezat oluşturuyor sanki. Mutluluk verdiği sürece istediğim kadar kitabı tutabiliyor olmam gerekir 🤔 Kaldı ki buna sayısal bir sınırlama getirmek de çok saçma geldi bana. Marie Kondo hanım maalesef bizimle değilsin :))
    Teşekkürler yazı için 🙂

    • zimlicious
      Yazar
      22 Ocak 2019 / 23:56

      Di mi! “Mutluluk veren” şeylere sayı sınırı koyması çok saçma. Ya en az bir filtre daha eklemesi, ya da sayı sınırından vazgeçmesi lazım bence 🙂

  2. 25 Ocak 2019 / 20:28

    Programı ben de izledim dayanamayıp. Kitabını alıp okumuşluğum yok ama o kadar ünlenmişti ki bir ara neyi nasıl topladığını okumadan da biliyordum. Bahsettiğin kitaplı bölümü izlemedim, muhtemelen izlemeyeceğim de. 🙂

    Ancak yaptıkları günümüz insanları için çok mantıklı geliyor bana. Sadece biraz mutlu olabilmek için asla giymeyeceği kıyafetler satın alan onlarca insan tanıyorum. Asla yazı yazmayacağı defterler alıp bunları çekmecelerinde saklayan tonlarcasını sayabilirim. Alışveriş alışkanlıklarımız çok değişti. İhityaçtan ziyade medyanın zihnimize kazıdığı “almazsan şerefsiz bir insansın” sesinden kurtulmak ve ruhumuzu bir anlık da olsa mutlu edebilmek için ihtiyacımız olmayan tonlarca şey alıyoruz aslında. Bunların hiçbiri bizi 1 saat sonra mutlu etmiyor. Bunca saçma şeyden kurtulmak ise bence büyük mutluluk. 🙂

    Kitaplara gelirsek… Kitaplara düşkünlüğümü ve kitaplığıma ne kadar özenle baktığımı bilen insanlardan birisin. Ancak fark ettim ki ben kitaplardan ziyade okumayı seviyorum. İyi bir kitabı kağıt üzerinden okusam da olur Kindle’dan da. Benim için artık önemli olan okuma eylemi, bu eylemi gerçekleştirmemi sağlayan araç gereçlerle pek ilgilenmiyorum. Yeter ki bana aktif bir okuma sağlayabilsin. 🙂 5-6 sene içinde tamamen dijital okumaya geçmeyi planlıyorum hatta. Evde kitap olmasa da olur. Ben iyi kitaplar okudukça onları her gün görmesem de olur. Bir bibliyofil değilim, sadece okumayı seven biriyim.

    Ancak sen tam bir bibliyofilsin! 🙂 Marie Kondo kitaplarla ilişkini görse zaten hadi bakalım maks 30 kitap ayır demez sana. Çok fazla ipin var maks 30 tane kalsın onlarla örgü ör demeye benzer bu. 🙂

    Marie Kondo’yu savunur gibi oldum hiç niyetim yokken. 🙂 Eşyaların hiçbir bende mutluluk yaratmıyor artık. Hiçbir şey taze ve yemyeşil bir avokado değil! hahahahah 🙂

    • zimlicious
      Yazar
      27 Ocak 2019 / 11:39

      Ahahaha eşyalar falan evet. Benim de öyle bir dönemim oldu depresyone iyi geleceğini düşünerek ihtiyacım olmayan, bakınca bile bir şey hissettirmeyen ıvır zıvırlara para harcadığım. Ama kitaplar söz konusu olunca evet, bayağı bir bibliyofilim ve benim onları istediğim zaman elleyebilmem, sarılmam falan lazım yoksa kafayı yerim! Senin belirttiğin açıdan da evet, mantıklı bir şey yapıyor kadın ve insanlara bir bakıma cidden yardım da ediyor. Ben sadece insanoğlunun bunu kendi kendine yapamayacak kadar aciz olmasına uyuz oluyorum sanırım– hastalık tarafı ayrı tabii.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir