Patrick Melrose 1. Kitap: Unut Gitsin – bazı insanlar cidden kötü!

Patrick Melrose 1. Kitap: Unut Gitsin – bazı insanlar cidden kötü!

Yazı yazmanın iyileştirici bir etkisi olduğu kanıtlanmış bir gerçek. Hani “anlat, rahatlarsın” derler ya? Bazen, bazı şeyleri birebir insanlara anlatamıyor insan. İşte o zaman yazı koşuyor imdadınıza; yandaşınız, dinleyiciniz olarak. Hem de bilmiş bilmiş yorumlar da yapmıyor size mürekkep ve kâğıt ikilisi. Bazen küçükken yazdığım günlüklere bakınca “ah, yavrum, safoşum; bu muymuş derdin?” diyorum ve çoğuna da gülesim geliyor ama o zamanlar derdim oymuş işte, yazmışım da biraz rahatlamışım. Patrick Melrose karakterinin yaratıcısı, kitapların yazarı Edward St. Aubyn’in durumu da biraz böyle. Kendisi, zor bir karar vermek zorunda kalmış: ya yazarak hayatındaki çok edici gerçekleri anlatacak, ya da kendini öldürecek. İyi ki yazmayı seçmiş diyoruz tabii ki!

Sadece bizde değil, pek çok toplumda şöyle bir klişe var: “zenginlerin hayatı kolay; hiçbir dertleri yok.” Onlara Dynasty izleyin demek istiyorum; Netflix’te var ve ne zaman izlesem “çok şükür bu kadar zengin değilim” dedirtiyor bana. Patrick Melrose – Unut Gitsin de pek çok şeyin yanında bunu dedirten bir kitap oldu benim için. Patrick’in babası David Melrose’un durumunda da olduğu gibi çok parayla gelen bir prestij, bir dokunulmazlık var ve kişi ne kadar ruh hastası, psikopat olursa olsun yaptıkları yanına kalıyor. İşte bunu içim hiç ama hiç almıyor.

Patrick Melrose, yazarın gerçek hayatına dayanıyor

Patrick Melrose, Edward St. Aubyn’in ve disfonksiyonel (ki bu kelime çok hafif kalıyor aslında) ailesinin hikâyesi. Patrick Melrose ve Edward aynı kişi yani. Patrick Melrose roman dizisinin ilk kitabı olan Unut Gitsin, Patrick’in çocukluğunda, yaz aylarında annesi Eleanor ve babası David ile kaldığı Güney Fransa’daki aile evinde açılıyor. Bana sorarsanız babasının ne mal olduğu daha kitabın açılışından belli; hizmetçileri Yvette, sabahın yedi buçuğunda ütülediği çamaşırları eve taşırken bahçede doktoru, yani baba David’i fark eder:

Doktor, mavi röpdoşambırı ve kireçtaşı dağın arkasından eylül güneşinin yükselmesine daha çok olmasına rağmen şimdiden taktığı güneş gözlüğüyle sol eline hortumu almış, ayağının altındaki mıcırda vızır vızır işleyen karınca hattını yoğun bir su atışına tutuyordu. Kullandığı yöntem gayet etkiliydi: sağ kalanların ıslak taşlarda güçbela toparlanması ve kendilerine gelmesine bir süre için müsaade ediyor, sonra çağıltılı suyu tekrar başlarından aşağı salıveriyordu. Boşta kalan eliyle purosunu ağzından alınca, duman alnının çıkıntılarını örten kıs düşmüş kahverengi dalgaların arasından yukarıya süzüldü. Ardından doktor, başparmağıyla hortumun ağzını sıktı ve tüm dikkatini öldürmeye verdiği bir karıncayı iyice hırpalamak için tazyikli suyu ona yöneltti.

patrick melrose kitap edward st aubyn
Fotoğraf kaynak: www.newyorker.com

Bir insanın ne kadar iyi kalpli, zararsız olduğunu anlatmak için “karıncayı bile incitmez” derler ya hani? Peki ya karıncayı bu kadar dikkatli, itinalı bir şekilde öldüren insan nasıl biridir sizce? Psikopat, ruh hastası, ailesinin de hayatını zehir eden biri olmasına şaşırır mısınız? Bence hayır!

Patrick Melrose, akıllı, duyarlı ve duygusal bir çocuk. Ancak ne yazık ki böyle bir aileye düşmüş. Annesi seviyor onu, belli, ve kendinden geldiğince iyiliğini istiyor ancak baba yüzünden kadın kendini içkiye vermiş ve çoğu zaman ne yaptığı belli değil; hatta o halde araba falan da kullanıyor; bana sorarsanız hayatta kalması bile mucize! David, her şeyden önce zaten Patrick ve Eleanore arasındaki bağı kıskandığından kadına da, çocuğa da hiç rahat vermiyor. Adam öyle bir adam ki (cidden sıfat bulamıyorum) sırf ailesine değil, etrafındaki, güya dostu olan insanlara da rahat vermiyor; hatta karıncalara bile!

Karınca şaşırtıcı bir hızla kaçmaya başladı ve duvarın uzak ucuna varmak üzereyken David biraz uzanıp, bir cerrah isabetiyle ona hafifçe dokundu. Derisi kavrulan böcek şiddetle kıvrana kıvrana can verdi.

Kimsenin başkasının hayatını zehir etmeye hakkı yok!

Patrick Melrose – Unut Gitsin, benin analiz becerimin yettiği kadarıyla hayalleri gerçekleşmediği için inanılmaz mutsuz ancak başına gelenler için dünyayı suçlayan, “ben aslında şahaneyim; böyle olmaması gerekirdi” havası takınan David’in hayatı başta eşi ve oğlu için zehir edişinin hikâyesi. Her ne kadar azıcık araştırdığınızda belli spoiler’ları yiyecek olsanız da fırça atmayın diye ben spoiler vermiyorum ve ayrıntılara inmiyorum. Ama cidden David gibi insanların sırf paraları olduğu ve bir şekilde takdir edilecek bir kariyer sahibi olmayı başardılar diye yaptıklarının yanlarına kalmasına da deliriyorum.

Edward St. Aubyn, çok ağır ve akıl almaz olayları çok basit bir dille, abartmaya çalışmadan kaleme almış. Belki de bu şekilde anlatması, kabullenmesini ve hayatına bir şekilde devam edebilmesini biraz olsun kolaylaştırmıştır (ilk romanın adı da boşuna ‘Unut Gitsin’ değil herhalde). New Yorker dergisiyle yaptığı bir söyleşide yazmanın hayatını kurtardığını itiraf etmiş. Yıllarca süren psikanalizler ve sonrasında başına gelenleri bir şekilde yazması sayesinde intihar tehdidini ertelemeyi başarmış. St. Aubyn, Patrick Melrose için “alter egom” diyor ama içimi en çok cızlatan kısım Unut Gitsin’in geçtiği, Fransa’daki evlerini “ev” olarak görmesi. Her ne kadar rahatsız edici bir şey olsa da ev olarak bildiğim yer orasıydı gibilerinden bir şey demiş. Bu cidden içler acısı ve kimsenin başka birini böyle hissettirmeye hakkı yok.

Patrick Melrose – Unut Gitsin, bana şunu doğruladı: gerçekten çok fazla kötü insan var.

Bu arada Patrick Melrose Showtime tarafından bir mini dizi olarak da izleyicilere sunuldu. Başrolde minnoş Benedict Cumberbatch var. Ben kitapları okuduktan sonra izleyip, dizi yorumumu ayrı yazacağım ama izlemek isteyenler için blutv’de var.

patrick melrose unut gitsin edward st aubyn kitap can yayınları

Tanıtım Yazısı:

“Patrick Melrose” roman dizisinin ilki Unut Gitsin’de, soylu bir ailenin çocuğu olan Patrick, yazları kaldıkları Güney Fransa’daki aile evinde günlerini bahçede koşup oynayarak geçirir. Ancak akıllı ve duyarlı küçük Patrick’in etrafındaki yetişkinler pek de dengeli değildirler. Babası David aileyi zorbaca yönetirken annesi Eleanor içkiye sığınmıştır. Akşam yemeğinde konuk ağırlayacakları bir gün yazın diğer günlerinden oldukça farklı olacaktır. Zira konukların gelmesiyle birbirini izleyen şoke edici gelişmeler, Patrick’in dünyasının şiddetle ikiye bölünmesine yol açar…

Edward St. Aubyn’in dizi filme de uyarlanan çok ödüllü, yarı otobiyografik “Patrick Melrose” romanları, hem incelikli üslubu ve ironisi hem de insancıl duyarlılığıyla dikkat çekiyor. 1960’larda başlayan romanlar Melrose’ un travmatik çocukluğunu, 1980’lerin New York’undaki bunalımlı gençlik günlerini ve 2000’li yılların İngiltere’sindeki olgunluk dönemini anlatarak bir kuşağın panoramasını sergiliyor.

Kuşağının en parlak İngiliz romancılarından biri.

-Alan Hollinghurst

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir