Sessiz Kalma! Bir ses, pek çok şeyi değiştirebilir…

Sessiz Kalma! Bir ses, pek çok şeyi değiştirebilir…

“Relistic fiction” denilen, yani insanların gerçekten başından geçmiş olabilecek olaylardan oluşan kurgu türünü son zamanlarda Genç Yetişkin kitaplarında görmek cidden çok mutlu ediyor beni. Angie Thomas’ın kaleme aldığı Sessiz Kalma da hem bu türde bir kitap olduğundan, hem de konusu itibariyle bu yıl heyecanla beklediğim kitaplardan biriydi. Her ülkenin, kültürün kendi içinde sorunları, farklı grup çatışmaları var ve biz Türkiye’de yaşayanlar olarak Sessiz Kalma’nın konu aldığı durumlara oldukça yabancıyız. Ancak kitabın konu aldığı zenci-beyaz sorunlarının altında hepimizin ne yazık ki bildiği nedenler, hisler var…

Bu tabii ki bir genelleme (ki Sessiz Kalma da bunu gösteriyor zaten) ancak ABD’de zenci deyince akla fakir, düzgün İngilizce konuşamayan, fakirlikten hırsızlığa, haydutluğa, uyuşturucu satıcılığına ve çeteciliğe sürüklenmiş insanlar geliyor akla. Bu, tamamen yanlış değil tabii ama tamamen doğru da değil. Nitekim Sessiz Kalma’nın ana karakteri Starr da çoğu zaman istisna sayılan bir ailenin üyesi— babası, zamanında pis işlere bulaşmış ancak biz onlarla tanıştığımızda çocuklarının okula gitmesine, iyi eğitim almasına, düzgün konuşmasına ve adam gibi insanlar olarak büyümesine odaklanan bir adam.

Starr, birlikte büyüdüğü pek çok arkadaşı gibi mahalledeki okula değil, biraz daha uzaktaki, daha çok beyaz, ayrıcalıklı çocukların okuduğu bir özel okulda okuyor. Mahallesindeyken başka, okuldayken başka bir kızmış gibi hissedişini okumak gerçekten kendinizden parçalar bulacağınız, bir o kadar da iç bükücü bir deneyim. Mahallesindeki insanları çok sevse dahi tehlikenin farkında bir şekilde yaşaması ise çok ama çok daha üzücü. Tüm bu toplumsal varsayımlar, bir tarafın öbür tarafı ezbere bir şekilde yargılaması nedeniyle Starr’ın çocukluk arkadaşı Khalil gözünün önünde bir polis tarafından vurulunca da insanın içinde birşeyler cidden parçalanıyor işte…

İyi bir ailede, pek çok akranımdan daha şanslı bir şekilde büyüyen ve hala bu şekilde yaşayan bir insan olarak Starr’ın yaşadıklarını birebir yaşamadığım için kendimi gerçekten çok ama çok şanslı hissediyorum. Ellerinden geleni yapan insanların sonunda adalete kavuşamaması o kadar kötü birşey ki… Gerçi konuya şöyle bir takla attırıp, dönüp kendimize bakarsak gerçekten yaşananların bize çok uzak olmadığını görüyoruz. Zenci olduğu için Khalil’i vuran polisin, Gezi Parkı’nda kitap okuyan gençlerin kafasına biber gazı atan polisten ne farkı var?

sessiz kalma

Sessiz Kalma!

Starr, bazen sesinizi yükseltmenin ne kadar zor olabileceğini net bir şekilde gösteren, bence çok güçlü bir karakter. Sessiz Kalma, korkunun ecele faydası olmadığını ve hatta korku nedeniyle sonucun daha bile kötü olabileceğini gözler önüne seriyor. Starr, haksızlıkların oldukça farkında ancak ağzını açtığı zaman kendi başının da belaya girebileceğini, hayatının herkesin gözlerinin önüne serilebileceğini de biliyor. Sonunda bazı şeylerin değişebilmesi için de kendini ateşe atıyor… Gerçekten ama gerçekten gözlerim doldu bu 16 yaşındaki kızcağızın gelgitlerini okurken— 16 yaşında birinin bunları yaşamak zorunda kalması haksızlık; ki yetişkin insanların yaşamak zorunda kalması da haksızlık!

Sessiz Kalma, okuyup da bir süre sonra unutabileceğiniz bir kitap değil. Sosyal olaylarla ilgilenmeyen, haberleri takip etmeyen bir insan olsanız bile eminim ki bitirdikten sonra Sessiz Kalma üzerinde uzun uzun düşünürken bulacaksınız kendinizi. Kendinizi Starr’ın yerine koyacaksınız, “yerinde olsam ben ne yapardım?” diye soracaksınız ve ihtiyacınız olduğunda kendinizde sesinizi yükseltme gücünü bulmayı umacaksınız.

Son olarak hem Georgetown’daki, hem de dünyanın bütün “Garden”larındaki her çocuğa şunu söylemek isterim: Seslerinizin bir önemi var, rüyalarınızın, hayallerinizin ve hayatlarınızın bir önemi var. Betonun çatlaklarında büyüyen birer gül olun.

Follow:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir