Yazarla Söyleşi: Jean Kwok – Kelimelerin Derin Sessizliği

Yazarla Söyleşi: Jean Kwok – Kelimelerin Derin Sessizliği

Kelimelerin Derin Sessizliği - Jean Kwok

Kelimelerin Derin Sessizliği‘nin orijinalini geçtiğimiz yıl sesli kitap olarak dinledim. Akşamları bir saat yürüyüş yapıyorum ve sürekli müzik dinleyince zamanı boşa harcıyormuşum gibi hissediyorum. Hong Kong’dan annesiyle birlikte ABD’ye kaçan Kimberly Chang’in fakirlik içindeki hayatı, bir yandan okurken bir yandan Brooklyn’daki kıyafet fabrikasında çalışması özellikle yağmurlu yürüyüşlerimde nasıl içimi sızlattı anlatamam. “Kesin bu yazar yaşamış bunları” diyordum hep içimden. Ben de sonunda doğru mu, değil mi diye öğrenmek için yazarın kendisine danışmaya karar verdim. Sağolsun Jean Kwok beni kırmadı ve hayatına burnunu sokmama izin verdi…

Zimlicious okurlarına kendinizi biraz tanıtır mısınız? Bugünlerde neler yapıyorsunuz?

Hong Kong’da doğdum; beş yaşımdayken Amerika’ya taşındım. Brooklyn’in fakir kesiminde, hamamböcekleri ve sıçanlarla dolu, merkezi ısıtma sistemi olmayan bir dairede yaşamaya başladık. Ailem, Chinatown’daki bir giysi fabrikasında çalışıyordu. Okuldan sonra babam beni de fabrikaya götürüyordu ve çocuk olmama rağmen ben de çalışıyordum.

İlk başlarda okulda zorlandım çünkü tek kelime bile İngilizce konuşmuyordum. Şanslıyım ki, okul için yeteneğim vardı ve sonunda yetenekli çocuklar için olan bir liseye kabul edildim. Daha sonra lisans derecemi Harvard Üniversitesi’nden, yüksek lisans derecemi ise Columbia Üniversitesi’nden aldım. Bu ikisi arasında üç yıl boyunca profesyonel salon dansçısı olarak çalıştım.

İlk romanım, Kelimelerin Derin Sessizliği, kısmen fabrikada çalışırken ayakta kalmaya çalıştığımız yıllara dayanıyor. İkinci romanım Mambo in Chinatown için ise Chinatown’da çalışırken edindiğim deneyimlerimden ve sonunda profesyonel bir dansçı olmamdan ilham aldım.

Şu anda bir sonraki romanım üzerinde çalışıyorum. Yeni bir hayata başlamak için Hollanda’ya taşınan Çin-Amerikan bir kadın hakkında. Ben de Hollanda’da yaşadığım için görüyorsunuz ki bu romanın da otobiyografik bir temeli olacak.

Ne yazık ki yazılarım hakkında çok düşünüyorum ve bu yüzden yemek yaparken yemeklerimizi çoğunlukla yakıyorum. Bugünlerde mutfağımdan çok fazla duman çıkıyor!

Bunların dışında belli miktarda tanıtım çalışmaları yapıyorum ve bu kapsamda okullarda ve edebiyat festivallerinde konuşmak üzere seyahat ediyorum. Örneğin, bu yıl Harvard Üniversitesi’nde ve Tucson Festival of Books etkinliğinde konuşma yapacağım.

Jean-Kwok                                                                 Fotoğraf: Chris Macke

Hong Kong’dan ABD’ye taşınmanızın nedeni neydi?

Ailem, 1997’de Hong Kong’un bir İngilizce sömürgesi olmaktan çıkıp, Çin’in komünist hükümdarlığı altına gireceğini biliyordu ve bundan korkuyorlardı. Bir kaç yıl öncesinde Çin’den kaçmışlardı. O zamanlarda Hong Kong’un Çin’in hükümdarlığı altına girişinin böyle barışçıl bir şekilde gerçekleşeceğini bilmiyorduk.

Derslerinizi ve fabrikada çalışmayı aynı anda nasıl yürüttünüz?

Bu çok zordu. Ödevlerimi, kıyafet fabrikasındaki molalarımda veya metroda yapıyordum. Gece de onları bitirmek için geç saatlere kadar uyanık kalıyordum. Başka bir seçeneğim yoktu çünkü okulda başarılı olmazsam sonsuza kadar kıyafet fabrikasındaki hayatta hapsolacağımı biliyordum.

ABD’de üniversiteye gittiğimde akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyordum ancak o zaman bile oralara ayak uydurmak zordu. Yepyeni, farklı bir yere alışırken dili nasıl bu kadar iyi öğrenebildiğinizi anlatır mısınız?

İlk başlarda tek kelime bile İngilizce konuşmuyordum ve her şey çok zordu. Her ödev için bana geçer not vermeyen öğretmenlerim oldu çünkü ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. İngilizce öğrendiğimde her şey biraz daha kolaylaştı ancak senin de dediğin gibi bu yalnızca ilk adım. Bir göçmen olarak o kadar çok şeye adapte olmanız gerekiyor ki yabancı iken her şey sizi sersemletiyor. Örneğin, her zaman çubuklarla yemek yiyordum. Çin yemekleri, çubuklarla kolayca yenilebilmesi için küçük parçalara bölünür. Bir arkadaşımın evinde akşam yemeğine davet edildiğimde bana koca bir tabak spagetti ve köfte ile onu yemem için bir bıçak ve çatal verdiler! Kafam tamamen karışmıştı.

Biyografinizde, İngilizce yerine fen bilimleri okumaya karar verdiğiniz yazıyor. Fen bilimlerinden yazmaya geçmesine ne sebep oldu?

Daha gençken yazar olmak istemiyordum çünkü çok fakirdik ve hayatta kalmaya odaklanıyordum. Finansal geleceğimi güvence altına alacak gerçek bir iş istiyordum ve yazmak bu kriterlere uymuyordu. Diğer yandan matematik ve fenden de hoşlanıyordum; bu nedenle kitapları sevmeme rağmen fizikçi olmam çok doğal geldi. Harvard’dayken, kıyafet fabrikasında çalıştığım hayatıma geri dönmem gerekmediğini anladım ve en derin rüyamı takip etmeye karar verdim: bir yazar olmak.

Dansa olan sevginizi üniversite yıllarında fark etmişsiniz. “Mambo in Chinatown” isimli ikinci romanınız da bundan esinleniyor. Sonunda deneyimlerinizi dünyayla paylaşmaya nasıl karar verdiniz?

Yazar olmaya karar vermemin ardından hiç duramayacağımı hissettim. Her ne yapıyorsam olayım, onun yerine yazıyor olmam gerektiğini hissediyordum ve böylece sonunda kitap yazmam kaçınılmazdı. Yazdıklarım keşfedildiği ve takdir edildiği için çok şanslıyım.

Neden anı yerine roman türünü tercih ettiniz?

Kitaplarımın büyük bölümü gerçek hayatımı temel alıyor ancak anı yerine roman yazarken sahip olduğunuz özgürlük hoşuma gidiyor. Okurlarımın eğlenirken öğreneceklerini umuyorum ve bir roman yazarken de hikayeyi istediğim gibi şekillendirebiliyor. Böylece umarım ki sayfaları çevirmeden duramazlar.

Aynı zamanda geçmişim hakkında konuşmaya çekindim; anı türünü tercih etmememin nedenlerinden biri de buydu. İlk romanım Kelimelerin Derin Sessizliği uluslararası platformda ilgi görmeye başladığında fark ettim ki “Evet, ABD’de insanlar bu kötü koşullar altında yaşayabiliyor” diyebilmem önemliydi.

Kelimelerin Derin Sessizliği’nin ana karakteri Kimberly Chang ile benzer yanlarınız var mı?

Aslında ben Kimberly kadar yetenekli değilim! Ancak şu yönden benziyoruz: ikimiz de aşırı derece yoksulluğu deneyimledik ve durumumuzu değiştirmenin kendi elimizde olduğunu anladık. Ödevimle baş başa oturup da keşke bana yardım eden biri olsa diye düşündüğüm çok zaman oldu. Eğer en iyi okullardan birine burslu girmezsem üniversiteye hiç gidemeyeceğini biliyordum. Çoğu göçmen çocuğun bu tür durumlar yaşadığına inanıyorum ve bu genç omuzlar üzerinde çok büyük bir yük oluşturuyor.

Siz oradan ayrıldığınızdan bu yana Hong Kong’un iyileştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, Hong Kong oldukça modern ve uluslararası bir yer haline geldi. Çin’e geri geçmesi korktuğumuz kadar kötü olmadı. Balayımda Hong Kong’a geri gittim ve şehri çok sevdim.

Kitabınızın orijinal ismi Girl in Translation. Bu isim, Türkçe’ye “Kelimelerin Derin Sessizliği” olarak çevrilmiş. Sizce bu uygun bir başlık mı?

Kitabın Türkçe isminin harika olduğunu düşünüyorum çünkü kitabımın ana konuları arasında bazı şeylerin söylenemediği, bazı şeylerin bir dilden diğerine çevrilemediği yer alıyor. Aslında kitabımın çevirmeni Çiğdem Köfüncü ile iletişimdeydim; kendisi harika bir insan.

Türk okurlarınız için bir mesajınız var mı?

Türkiye’nin kalbimde özel bir yeri var ve her şeyini seviyorum; insanlarını, müziğini, kültürünü, yemeklerini… Eşimle yaptığım ilk seyahatlerden biri İstanbul’aydı. Ailemle birlikte her yaz tatile Kuşadası’na gidiyoruz. Türk insanlarının sıcaklığını, açıklığını ve bilgeliğini seviyoruz. Bu nedenle kitabımın Türkçe’ye çevrilmesi beni çok heyecanlandırdı. Dönerken yanımda bir kaç kopya verdim ve Hollanda’daki Türk arkadaşlarıma verdim.

girlintranslation

Jean Kwok hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki linkleri ziyaret edebilirsiniz:

Websitesi: jeankwok.com

Facebook sayfası: JeanKwokAuthor

Twitter sayfası: JeanKwok

Follow:

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir