Yol – Cormac McCarthy

Kitap: Yol
Orijinal adı: The Road
Yazar: Cormac McCarthy
Çevirmen: Sevin Okyay
Basım yılı: 2011
Yayınevi: Kanat Kitap
Sayfa sayısı: 224

Bir babayla oğlunun yolculuğu. Kapkaranlık, renksiz, külrengi bir dünyada, artık gün ışımayan, ölü ağaçların yol açtığı yangınlarla aydınlanan bir dünyada, bir kış daha sağ kalamayacakları kuzeyden güneye doğru gitmeye çabalayan bir babayla oğul.

Belki bir nükleer savaş çıkmıştır, belki dünyaya bir meteor çarpmıştır, belki de küresel ısınma yeryüzünün sonunu getirmiştir. McCarthy bize ne olduğunu anlatmaz, başka pek çok şeyi anlatmadığı gibi… Ne çocuğun ne babasının adını öğreniriz roman boyunca, ne de gidecekleri yerin adını. Sanki adlar da, yaşayan her şey gibi ölmektedir.

Tek bildiğimiz, her ne olduysa çocuğun dünyaya gelişinden az önce olduğudur. Her şey olmuş bitmiş, bildiğimiz yeryüzü yok olmuştur. Yeryüzünde yaşayan pek az canlı kalmıştır. Hayatta kalanlar için uygarlığın kalıntılarını eşelemek ya da barbarlık dışında bir seçenek yoktur.


Hatırladığı eski dünyayı unutmaya çalışan ümitsiz baba ve içine doğduğu bu korkunç dünyada babasına yapışarak hayatta kalmaya uğraşan çocuk sanki iki farklı gezegenden gelmektedirler.
Yamyamlığın, barbarlığın, vahşetin kıyısında, her an tetikte, hep soğukta ve hep aç yürümek zorundadırlar. Güneyde, okyanus kıyısında onları neyin beklediğini de bilmeden. Romandaki tekinsiz havanın güçlenmesini sağlayan bütün bu belirsizliklerle karşıtlık içinde, Cormac McCarthy kısa, kesin ve net cümleler kullanıyor. Bu kadar korkunç, tahammül edilmesi zor, umutsuz bir dünyayı şiirli bir dille tasvir edebiliyor. Aynı şekilde baba ve oğulun iyimserliği, içinde çırpındıkları dünyanın acımasızlığı ve soğukluğuyla karşılaştırıldığında patolojik bir hale bürünüyor.


2007 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazanan Yol, ABD’nin yaşayan en büyük yazarlarından Cormac McCarthy’nin başyapıtlarından biri sayılıyor.


Sinemaya da aktarılan Yol, İngiliz çevreci aktivist George Monbiot tarafından “gelmiş geçmiş en önemli çevreci kitap” olarak selamlanmıştı: “Biyosferi olmayan bir dünyayı hayal eden bir düşünce deneyi. Ve bu deney, bize önem verdiğimiz her şeyin ekosisteme bağlı olduğunu gösteriyor.”

Türkçe basımla ilgili bilgiler idefix’ten alınmıştır. Bu kitabın ilk ve son satırlarını firstandlastlines blog‘da okuyabilirsiniz (İngilizce).

Yol, dünyanın sonunun geldiği ve her şeyin kül olduğu bir zamanda geçiyor. Kitaptaki her şey ama her şey gri. Ana karakterlerimiz bir baba ve oğul. İsimlerini hiç bir zaman öğrenmiyoruz. Düşündüğünüzde zaten dünyanın sonunun  geldiği bir zamanda isimler ne işe yarar? İsimlerini bilmiyorken bile onlar için bu kadar üzülmüşken bilseydim ne olurdu düşünmek istemiyorum. Kitabın içine girip evde ne kadar yemek varsa onlara verip, battaniye yorganlarla sarmalayasım geldi baba oğulu.
Oldukça karanlık ve beni ağlatan bir kitaptı bu. Bazı şeylerin olacağını daha hikayenin başından tahmin ediyoruz. Tahmin etmek de değil hatta, biliyorsunuz resmen, ancak zaman gelip de olaylar gerçekleşince göz yaşları başlıyor dökülmeye. Filmi izlemek için bir hafta falan bekledim çünkü aynı şeyleri tekrar yaşamak istemedim. Sonunda merak kazandı tabii. Kitap filmden daha iyi demeyeceğim ama daha ‘dolu’ diyebilirim. Oldukça iyi yapmışlar filmi ancak McCarthy’nin dili ve stiliyle hikaye daha bir dokunuyor insana.
Baba ve oğulun hayatta kalmaya çalıştıkları dünya yukarıdaki, filmden aldığım resimde gördüğünüz gibi bir dünya. Okyanusa varmak için sürekli Güney’e doğru gidiyorlar ve yolda gördüklerinin hiç birini gerçekten gördüğümü hayal etmek bile istemiyorum. Yeterince yiyecek yok, yamyamlık kol geziyor ve bu nedenle kimseye güvenemiyorlar. Tek bir yerde bir geceden fazla kalamıyorlar çünkü olur da insanlar birbirleriyle karşılaşırsa birileri ölüyor.
Yukarıdaki manzara gördüklerinin en iyi desem anlarsınız… Kitap beni oldukça rahatsız eden soruları soktu kafama. Eğer tanrı varsa, neden böyle bir şey yapar? Eğer uğruna yaşayacak bir şey yoksa niye bu kadar uğraşır insan hayatta kalabilmek için? Eğer silahınızda sadece iki mermi kalmışsa zamanı geldiğinde hem kendinizi, hem de babanızı veya çocuğunuzu vurabilir misiniz? ‘Zamanı gelene kadar’ beklemeniz mi lazım yoksa hemen yapıp kendinizi ve sevdiğinizi bu işkenceden kurtarmanız mı? Ben ne yapardım diye düşündüm durdum ama gerçek şu ki hiç bir fikrim yok! Şekerim de var zaten, kesin ilk ölenlerden olurum ben diye düşündüm sonra. Ama bu durum iyi mi olurdu kötü mü onu bilemiyorum. Ben öldüm hadi kurtuldum ama ya geride kalanlar?
Bir yandan da ister istemez durumun baba için mi, yoksa çocuk için mi daha kötü olduğunu düşündüm. Olaylardan ve konuşmalardan anladığım kadarıyla çocuk okyanusu hiç görmemiş. Haritaya baktıklarında babasına suyun mavi olup olmadığını soruyor. Ancak okyanusa vardıklarında bakıyorlar ki su da her şey gibi gri!
Bu surattaki üzüntüyü hayal edebiliyor musunuz? O kadar beklemiş, yürümüş mavi suyu görecek diye ama aptal su gri işte!
Yol şimdiye kadar okuduğum en üzücü kitaplardan biriydi. Bir yandan da okuduğum en inanılmaz kitaplardandı. Cidden çok üzüldüm okurken ancak böyle bir durumda bile insanların umut ve sevgiyi kaybetmemeleri sonuna kadar götürüyor okuyucuyu.

Follow:
Share:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir