Yorum: Kuşlar Öterken – Evie Wyld

10698515_862489720451968_6901845582034205286_n

“Parçalanmış, kan içinde bir koyun daha…” diye başlıyor Kuşlar Öterken. Kitabın kapağından ve isminden gizemli bir hava sezmiştim, evet, ama paramparça bir koyunla yapınca girişi, daha ilk cümleden nasıl gerildiğimi anlatamam. Parçalanmış koyunu bulan, hem anlatıcı, hem de kitabın ana karakteri olan Jake Whyte. İngiltere’de, adı verilmeyen bir adada, yalnızca köpeği ve koyunlarıyla birlikte bir çiftlik evinde yaşayan bu kadının hikayesi ada rüzgarının onun ensesine fırlattığı koyun pisliği kadar ürkütücü, rahatsızlık verici ve merak uyandırıcı. Öyle ki, bir yandan gidip Jake’le birlikte adayı ve orada yaşayanları keşfetmek istiyor, bir yandan da “ya başıma bir şey gelirse” diye tırsıyorsunuz.

Kuşlar Öterken, şiirsel diliyle yarattığı havası ve insanın içine işlediği hisler Edgar Allan Poe’nun Annabel Lee’sini andırıyor. Beklemediğiniz anlarda ürküyor, bir bölümde İngiltere’nin kasvetli havasında üşürken diğer bölümde Avustralya’nın sıcaklarında kavruluyorsunuz. Jake’in geçmişi, kendini bu adada nasıl bulduğu yavaş yavaş ortaya çıkarken kendisinin duygusal anlamda da sıcaklardan soğuklara kaçışı gözler önüne seriliyor.

Jake de başlı başına ilginç bir karakter. Hikayeyi kendi ağzından dinlediğimiz halde onu tamamen tanıyabiliyor muyuz, yoksa bizi kandırıyor mu emin olamıyoruz. Bazen bir şeyleri hissedermiş gibi oluyor ama sonra sanki göstermek istemiyor okura duygularını. İngiltere’deki hayatında biraz erkeğimsi, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş bir kadın olarak tanışıyoruz onunla ancak gücünün biraz da duygularını saklamakla geldiğini hissediyor insan. Geçmişine döndükçe ise insanı kendini diğer insanlara kapattıran, bir şey hissetmesini engellemeye çalışmasına neden olan, hissetse de hemen gizlemeye iten nedenleri oldukça grafik, asap bozucu ve canlı bir şekilde görüyoruz. Hatta Jake Whyte artık öyle bir seviyeye taşımış ki bu durumu kimseyle tanışmak, tanıştırılmak, muhatap olmak, kendini tanıtmak istemeyecek halde.

Bunu söylerken, her zaman yalnızca köpeği ve koyunlarıyla zaman geçirmediğini de belirtmek lazım. Sık sık bir araya geldiği tiplerin yanı sıra birlikte yatıp kalktığı Greg diye bir adam var mesela. Ama asıl olay, görüp de ismini bilemediklerimizde… Geçmişinden azimle kaçıyor olmanın da etkisiyle olsa gerek, Jake kendisini birinin takip ettiğinden ve sürekli gözetlediğinden emin. Peki, hem duygusal, hem de fiziksel yaralara bürünmüş bu kadın deli mi, yoksa cidden peşinde biri mi var? İşte onu da okuyup, kendiniz keşfedeceksiniz. Kalbi güçlü olanlar okusun!

Follow:
Share:

2 Comments

  1. Arzu Altinanit
    24 Ekim 2014 / 17:19

    Kitabın çevirmeni olarak dili şiirsel bulmanıza çok sevindim. Ne mutlu bana ki yazarın dilini yakalayabilmişim. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir